Küresel ekonominin yeni rotasını belirleyen yapay zeka teknolojileri, ülkelerin rekabet gücünü kökten değiştirirken, Türkiye için de stratejik bir dönüm noktası oluşturuyor. Yeditepe Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gaye Gencer, bu teknolojik dönüşümün sadece finansal kaynaklarla değil, doğru stratejilerle yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Gencer'e göre, yapay zeka dünyasında asıl kıt kaynak para, çip veya veri merkezi değil; bu teknolojiyi geliştirebilecek nitelikli insan sermayesidir. ABD ve Çin'in başı çektiği bu devasa yarışta, Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ekonomiler stratejik eylem planlarını devreye alırken, Türkiye'nin de bu küresel dönüşüme hızla uyum sağlaması hayati önem taşıyor.
2030 vizyonu ve 10 milyar dolarlık hedef
Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı, bu dönüşümün temel taşlarını oluşturuyor. Haziran 2026'da kamuoyuyla paylaşılan bu kapsamlı plan, özel sektörün öncülüğünde 2030 yılına kadar en az 10 milyar dolarlık bir yatırım hacmini harekete geçirmeyi hedefliyor. Bu vizyonun en dikkat çekici hedeflerinden biri, Türkiye'nin veri merkezi kurulu gücünün 1 gigavata çıkarılması. Ancak Prof. Dr. Gencer, bu fiziksel altyapı yatırımlarının ötesinde, planın insan kaynağına odaklanan kısmının çok daha kritik olduğunu belirtiyor. İki yıl gibi kısa bir sürede 5 milyon vatandaşa yapay zeka okuryazarlığı kazandırmak, 10 bin ileri düzey uzman ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirmek, Türkiye'nin dijital geleceğini inşa etmek adına atılmış en somut adımlar olarak öne çıkıyor.
Eğitimde köklü dönüşüm ve üretim odaklı yaklaşım
Yapay zekanın sadece bir merak unsuru olmaktan çıkarılıp, üretkenliği artıran bir araca dönüştürülmesi gerektiğini savunan Gencer, bu sürecin ilköğretim sıralarından itibaren başlaması gerektiğinin altını çiziyor. Genç nesillerin yapay zekayı sadece tüketen değil, geliştiren ve üreten bir konuma gelmesi, ülkenin refah seviyesini doğrudan etkileyecek bir faktör. Veri işleme hızının artması, lojistik süreçlerin optimize edilmesi ve finansal planlamada hata payının düşürülmesi gibi alanlarda yapay zeka, üretim kalitesini yükseltirken stok maliyetlerini de minimize etme potansiyeli taşıyor. Gencer, bu dönüşümün iş gücü piyasasında bazı meslekleri dönüştüreceğini, hatta bazılarını ortadan kaldırabileceğini kabul etse de, tarihteki Sanayi Devrimi örneklerini hatırlatarak değişime direnmenin değil, değişimi yönetmenin başarıyı getireceğini ifade ediyor.
Taklitçi mi olacağız, öncü mü?
Yapay zeka yatırımlarının tek başına bir başarı garantisi sunmadığını belirten Prof. Dr. Gencer, önümüzdeki yıllarda kazananların sadece en çok parayı harcayanlar değil, bu yatırımı katma değere, ihracata ve sürdürülebilir büyümeye dönüştürebilenler olacağını vurguluyor. Dönüşüme yön veren ülkeler refah seviyelerini yükseltirken, bu sürece geç kalan veya uyum sağlayamayan ülkelerin küresel sistemde sadece taklit eden konumunda kalma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Gencer'in uyarısı oldukça net: Yapay zeka bir balon değil, ekonomik geleceğin ta kendisidir ve bu geleceği inşa etmek için insan sermayesini teknolojiyle bütünleştirmek, Türkiye'nin önündeki en büyük fırsat ve sorumluluktur.