İzmir, 30 Ekim 2020 tarihinde Seferihisar açıklarında meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki sarsıntının yaralarını sarmaya ve bu acı tecrübeden dersler çıkarmaya devam ediyor. Aradan geçen altı yılın ardından, Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, kentin sismik geleceğine dair çarpıcı verileri kamuoyuyla paylaştı. Sözbilir, özellikle son beş yıl içerisinde yürütülen bilimsel çalışmaların, İzmir'in yeraltı yapısını çok daha detaylı bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

Fay hatlarının deprem geçmişi mercek altına alındı
Prof. Dr. Sözbilir, TÜBİTAK destekli projelerle sismik kaynakların en ince ayrıntısına kadar incelendiğini belirterek, İzmir sınırları içerisindeki tüm fay hatlarının deprem geçmişinin artık kayıt altına alındığını ifade etti. Elde edilen güncel veriler, sadece İzmir Fayı'nın değil, aynı zamanda Tuzla, Seferihisar, Gülbahçe ve Bergama gibi önemli fay hatlarının da yakın gelecekte deprem üretme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Bu bulgular, kentin deprem riskinin sadece tek bir hatla sınırlı olmadığını, geniş bir alana yayılan sismik hareketliliğin ciddiyetle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Dirençli bir kent için master planı revize ediliyor
İzmir'in afetlere karşı hazırlık sürecinde önemli bir dönemeçten geçildiğini belirten Prof. Dr. Sözbilir, 25 yıl önce hazırlanan RADIUS projesinin günümüz bilimsel ve teknolojik imkanlarıyla revize edildiğini açıkladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile yürütülen iş birliği kapsamında, son 50 yıllık yapı stoku envanteri ve altyapı sistemleri detaylı bir şekilde inceleniyor. Bu çalışmalar, kentsel dönüşüm süreçlerinin önceliklendirilmesi ve afet anında yaşanabilecek kayıpların minimize edilmesi adına hayati bir önem taşıyor.

2030 hedefiyle afet seferberliği sürüyor
AFAD koordinasyonunda yürütülen Dünya Bankası destekli Dirençli İzmir projesi, kentin tüm afet türlerine karşı daha dayanıklı hale getirilmesini hedefliyor. Prof. Dr. Sözbilir, 2021-2026 yılları arasında uygulanan İl Afet Risk Azaltma Planlarının (İRAP) ardından, ikinci beş yıllık eylem planlarının hazırlandığını ve 2031 yılına kadar tamamlanmasının hedeflendiğini belirtti. Çok disiplinli bir yaklaşımla sürdürülen bu çalışmaların, İzmir'i 2030 yılına doğru afetlere karşı çok daha dirençli bir konuma taşıyacağı öngörülüyor. Uzmanlar, bu süreçte kamu kurumları ve üniversitelerin ortak hareket etmesinin, kentin gelecekteki güvenliği için en kritik faktör olduğunu vurguluyor.




