Türkiye'nin enerji arz güvenliğinde stratejik bir öneme sahip olan jeotermal enerji sektörü, 1 Ekim'de başlayacak olan yeni yasama yılı öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) yönelik kapsamlı bir beklenti listesi hazırladı. Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, sektörün mevcut bin 800 Megavat (MW) seviyesindeki kurulu gücünü, 2035 yılı Ulusal Enerji Hedefi doğrultusunda 4 bin 500 MW seviyesine taşıma konusunda kararlı olduklarını vurguladı. Bu hedefe ulaşmak için sadece teknik kapasitenin değil, aynı zamanda hukuki ve idari altyapının da güncellenmesi gerektiği ifade ediliyor. Sektör temsilcileri, bu büyük yatırım hamlesini gerçekleştirecek motivasyona, finansal güce ve yetişmiş insan kaynağına sahip olduklarını belirterek, Meclis'in atacağı adımların Türkiye'nin enerji bağımsızlığı için bir dönüm noktası olacağını savunuyor.
Yatırım süreçlerinde tek merkezli yönetim talebi
Sektörün en temel taleplerinden biri, jeotermal yatırımların ruhsatlandırma, izin, denetim ve imar süreçlerinin çok başlılıktan kurtarılarak tek bir merkezden koordine edilmesi üzerine yoğunlaşıyor. Mevcut durumda merkezi ve yerel yönetim kurumlarında karşılaşılan farklı uygulamaların, yatırım sürelerini uzattığı ve maliyetleri artırdığı belirtiliyor. JED, rüzgar ve güneş enerjisi projelerinde uygulanan süper izin benzeri kolaylaştırıcı düzenlemelerin jeotermal sektörü için de hayata geçirilmesini istiyor. Özellikle lisanslı bir jeotermal santralin üretim ve reenjeksiyon kuyuları ile akışkan isale hatlarını kapsayan tüm taşınmaz temini işlemlerinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından tek elden yürütülmesi, yatırımcıların önündeki en büyük engellerden birini kaldırabilir.
YEKDEM takviminde 2040 beklentisi
Jeotermal yatırımcılarının bir diğer öncelikli gündem maddesi ise Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) kapsamındaki santrallerin işletmeye giriş tarihinin 31 Aralık 2030'dan 2040 yılına uzatılması olarak öne çıkıyor. Bu uzatmanın, yatırımcılara uzun vadeli öngörülebilirlik sağlayacağı ve sektördeki risk algısını düşüreceği ifade ediliyor. Ayrıca, petrol ve doğal gaz aramalarında uygulanan vergi istisnası ve muafiyetlerin, jeotermal arama, sondaj ve rezerv geliştirme faaliyetlerine de genişletilmesi talep ediliyor. Kamu destekli bir Jeotermal Arama Risk Fonu kurulması önerisi, sektörün arama ve sondaj yatırımlarındaki risk paylaşımını güçlendirmeyi hedefliyor.
Ekonomik değerin yerel kalkınmaya dönüşümü
Jeotermal kaynakların sadece elektrik üretimiyle sınırlı kalmaması, aynı zamanda ısıtma, seracılık, termal turizm ve stratejik madencilik gibi alanlarda da kullanılması gerektiği vurgulanıyor. Özellikle jeotermal akışkanın içerdiği lityum, bor ve potasyum gibi ekonomik değeri yüksek elementlerin geri kazanılmasına yönelik yasal belirsizliklerin giderilmesi, sektörün stratejik yatırım statüsünde desteklenmesini zorunlu kılıyor. Sektör temsilcileri, devlet hakkı uygulamalarının bir kısmının kaynağın bulunduğu bölgedeki altyapı, kırsal kalkınma ve sosyal destek projelerine aktarılmasını önererek, jeotermalin sosyal kabulünü artırmayı amaçlıyor. Yeni yasama yılında bütüncül bir Jeotermal Kanunu'nun Meclis gündemine alınması, hem yatırım güvenliğini hem de çevresel sürdürülebilirliği aynı zeminde buluşturacak bir dönemin kapısını aralayabilir.