Kahramanmaraş'ın Milli Mücadele dönemindeki en önemli figürlerinden biri olan Şeyh Ali Sezai Kurtaran, vefatının üzerinden geçen on yıllara rağmen mezar taşı üzerindeki Osmanlıca yazılar nedeniyle zaman zaman yanlış yorumlanan iddiaların odağında yer alıyor. Bazı çevrelerce harf inkılabına karşı bir duruşun simgesi olarak gösterilen bu mezar taşı, aslında çok daha farklı bir hikayeyi ve dönemin yerel siyasi çekişmelerini barındırıyor. Tarihçi-Yazar Mehmet Işık, bu tartışmalara son noktayı koyarak, olayın bir ideolojik çatışmadan ziyade, belediyenin mezarlık düzenlemelerine karşı gelişen bir muhalefet sürecinin sonucu olduğunu vurguluyor. 1867 yılında doğan ve 1937 yılında hayata gözlerini yuman Şeyh Ali Sezai Efendi, sadece bir din alimi değil, aynı zamanda şehrin su yönetimi gibi kritik görevlerini başarıyla yürütmüş, devletle ve bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile yakın temas kurmuş bir şahsiyetti.
Atatürk ile kurulan özel hukuk ve arşiv belgeleri
Şeyh Ali Sezai Efendi'nin Cumhuriyet yönetimiyle veya Mustafa Kemal Atatürk ile bir sorunu olduğu yönündeki iddialar, arşiv kayıtları ve dönemin belgeleriyle tamamen çürütülüyor. Tarihçi Mehmet Işık, Şeyh Ali Sezai Efendi'nin Atatürk ile olan hukukunun oldukça derin olduğunu belirterek, özellikle 1930'lu yıllarda gerçekleşen mektuplaşmaların ve fotoğrafların bu dostluğu kanıtladığını ifade ediyor. Atatürk'ün Anadolu gezisi sırasında Narlı'da karşılanması ve kendisiyle yapılan görüşmeler, bu ilişkinin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Işık, Şeyh Ali Sezai Efendi'nin 1933 yılında dahi eski yazıyla mektuplar kaleme aldığını ve bu durumun o dönemde herhangi bir yaptırımla karşılaşmadığını, aksine devletin üst kademeleriyle sağlıklı bir iletişim sürdürdüğünü belirtiyor.
Belediye ile yaşanan mezarlık krizi
Şeyh Ali Sezai Efendi'nin hedef tahtasına oturtulmasının asıl sebebi, mezar taşındaki yazılardan ziyade, o dönem Maraş Belediyesi tarafından yürütülen mezarlık ıslah çalışmalarıydı. Şehirdeki tarihi mezarların sökülerek altyapı çalışmalarında kullanılmasına ve şehitliklerin taşınmasına şiddetle karşı çıkan Şeyh Ali Sezai Efendi, bu muhalefetiyle yerel yönetimdeki bazı isimleri rahatsız etti. Işık'ın aktardığına göre, bu muhalefeti susturmak isteyen yerel çevreler, onu Cumhuriyet düşmanı gibi göstermek amacıyla Ankara'ya şikayet mektupları gönderdi. Ancak bu şikayetler üzerine bölgeye gelen CHP müfettişlerinin hazırladığı raporlar, Şeyh Ali Sezai Efendi'nin devlete karşı herhangi bir suç işlemediğini, yaşananların tamamen yerel bir hizip çatışmasından ibaret olduğunu ortaya koydu.
Haksız ithamların perde arkasındaki gerçekler
Şeyh Ali Sezai Efendi'nin mezar taşının Osmanlıca olması, onun inkılaplara karşı bir tavır sergilediği anlamına gelmiyor; zira bu taş, vefatından çok daha önce kendisi tarafından hazırlatılmıştı. Hakkında açılan dava, müfettiş raporlarının gerçekleri ortaya koymasıyla birlikte düştü ve herhangi bir cezaevi süreci yaşanmadı. Şehrin su kaynaklarının adil dağıtımı konusunda fakir fukaranın hakkını gözeten ve bu nedenle de yerel güç odaklarını karşısına alan Şeyh Ali Sezai Efendi, aslında bir adalet savunucusu olarak anılmayı hak ediyor. Tarihçi Mehmet Işık, bugün bu konuyu çarpıtarak sunanların, arşiv belgelerini göz ardı ettiğini ve Şeyh Ali Sezai Efendi'nin Cumhuriyet'in kuruluş sürecindeki yapıcı rolünü görmezden geldiğini ifade ediyor. Sonuç olarak, mezar taşı üzerindeki yazıların bir direniş sembolü değil, sadece bir vasiyetin yerine getirilmesi olduğu gerçeği, dönemin siyasi atmosferiyle birlikte değerlendirildiğinde çok daha net bir şekilde anlaşılıyor.