16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında okurlarıyla buluşan eğitimci ve yazar Alişan Kapaklıkaya, çocuk gelişimi ve aile içi dinamikler üzerine yaptığı çarpıcı değerlendirmelerle dikkat çekti. Kapaklıkaya, ebeveynlerin çocuklarına verdikleri nasihatlerin ötesinde, sergiledikleri davranışların aslında birer tohum olduğunu ve bu tohumların yıllar sonra nasıl meyve verdiğini anlattı. Çocukların dünyasında şiddetin bir kader değil, öğrenilmiş bir davranış biçimi olduğunu vurgulayan yazar, ailelerin bu konuda çok daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.
Şiddet çekirdeği yıllar içinde nasıl büyüyor?
Kapaklıkaya, çocukların ruhsal dünyasının bir bahçeye benzediğini ve bugün sergilenen şiddet eğilimlerinin aslında geçmişte atılan temellere dayandığını ifade etti. Çocukların aile içinde veya okul ortamında maruz kaldıkları sertlik, bağırma veya baskı gibi olumsuz tutumların, o an tepkisiz kalsa bile ruhun derinliklerine gömüldüğünü belirtti. Yazar, bu durumu şu sözlerle açıkladı: Çocuk üç yaşındayken annesinin bağırmasına veya kardeşinin ezilmesine şahit olduğunda o an bir şey yapmıyor gibi görünebilir. Ancak o şiddet çekirdeği, çocuk büyüdükçe onunla birlikte gelişir. On, on beş veya yirmi yaşına geldiğinde ise bu birikmiş duygular, sözle ifade edilemeyen itirazlar olarak değil, elinde korkunç bir silahla veya fiziksel şiddetle dışa vurulur. Yani bugün dallarda gördüğümüz meyveler, aslında yıllar önce ruhun toprağına ekilenlerin bir sonucudur.
Gözlem gücü nasihatten daha etkili
Çocukların dünyasında duyduklarından ziyade gördüklerinin belirleyici olduğunu savunan Kapaklıkaya, ebeveynlerin sürekli nasihat etme hatasına düştüğünü hatırlattı. Çocukların bebeklikten itibaren iyi ve kötü kavramlarını ailelerini modelleyerek öğrendiğini belirten yazar, anne babaların davranışlarının çocukların geleceğini ya mamur ettiğini ya da kararttığını söyledi. Bazı çocukların zekasının kulaklarında değil gözlerinde olduğunu ifade eden Kapaklıkaya, binlerce kez söylenen sözlerin bir sarılmanın veya şefkatli bir dokunuşun yerini tutamayacağını vurguladı. İfade edilmeyen duyguların ise vücuda gömülerek sinsi bir şekilde uygun zamanı beklediğini, bu yüzden çocukların gördüklerini hayatlarına kopyaladıklarını dile getirdi.
Sosyal medya tavanı delinmiş bir ev gibi
Söyleşisinde sosyal medyanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine de değinen Kapaklıkaya, dijital dünyayı tavanı delinmiş bir eve benzetti. Tavandan içeri akan pislik, yağmur ve çamuru temizlemek için sürekli halı değiştirmenin bir çözüm olmadığını, asıl yapılması gerekenin o deliği kapatmak olduğunu savundu. Çocuklara olumsuz model oluşturan şiddet içerikli paylaşımların ve dijital dünyanın getirdiği sıkıntıların, ailelerin kontrolü dışında çocukların ruhunu kirlettiğini belirten yazar, bu konuda toplumsal bir farkındalık oluşturulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kapaklıkaya, ailelerin çocuklarına sadece sözle değil, sevgi ve merhamet dolu bir yaşam tarzıyla örnek olmaları gerektiğinin altını çizerek konuşmasını tamamladı.