Geleneksel Türk el sanatlarının en özel temsilcilerinden biri olan bakır işlemeciliği, Gaziantep’te adeta bir sabır yarışına dönüşüyor. Ustalar, basit bir bakır levhayı hayranlık uyandıran bir sanat eserine dönüştürebilmek için günlerini, hatta aylarını atölyede geçiriyor. Bu kadim zanaat, sadece bir eşya üretimi değil, aynı zamanda bakıra hayat verme süreci olarak öne çıkıyor.
Bakıra hayat veren ritim
Mesleğe 7 yaşında adım atan ve 43 yıldır bakıra şekil veren Ali Aytekin, gün boyu süren çekiç seslerini bir müzik gibi duyduğunu ifade ediyor. Aytekin, özellikle kişiye özel tasarlanan sürahi ve bardak takımlarının her bir parçasının büyük bir dikkatle hazırlandığını vurguluyor. Usta, bir şu takımını ortaya çıkarmak için yaklaşık 350 bin kez çekiç salladığını belirtiyor. Bu yoğun emek süreci, bakırın sadece şekillenmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda malzemenin dövülerek daha dayanıklı hale gelmesine de imkan tanıyor.
Sanatın maliyeti ve değeri
Tamamlanması bir ayı bulan bu özel üretim şu takımları, 50 bin TL gibi yüksek rakamlarla alıcı buluyor. Sadece Türkiye’de değil, dünya pazarında da büyük ilgi gören bu eserler, seri üretim ürünlerin aksine her biri özgün birer koleksiyon parçası niteliğinde. Bakır işlemeciliğinin coğrafi işaretini elinde bulunduran Gaziantep, bu geleneksel yöntemlerle hem tarihini yaşatıyor hem de el işçiliğinin dünyadaki en kıymetli örneklerini sunmaya devam ediyor. Ustaların ellerinden çıkan her bir motif, geçmişten günümüze taşınan bir kültürel mirasın izlerini taşıyor.