Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ömür Karakoyun Çelik, meme kanseriyle ilgili toplumda yerleşmiş en büyük yanlışlardan birine parmak bastı. Birçok kadının ailesinde kanser vakası olmadığı için kendini güvende hissettiğini belirten Prof. Dr. Çelik, aslında meme kanseri tanısı alan hastaların büyük bir çoğunluğunun aile geçmişinde belirgin bir risk faktörü bulunmadığını ifade etti. Kanserin sadece kalıtsal bir miras olmadığını, yıllar içinde biriken genetik hatalar ve çevresel etkileşimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkabildiğini vurgulayan uzman isim, hiçbir risk faktörü taşımayan kadınların dahi düzenli taramalarını ihmal etmemesi gerektiğini söyledi.
Hücrelerin kontrolsüz yolculuğu ve bağışıklık
İnsan vücudu, her an milyarlarca hücrenin yenilendiği muazzam bir denge üzerine kuruludur. Bu süreçte hücrelerin DNA yapısında meydana gelen küçük hatalar, vücudun doğal onarım mekanizmaları ve bağışıklık sistemi tarafından genellikle başarıyla temizlenir. Ancak bazı durumlarda hücreler, bu denetim mekanizmalarından kaçmayı başararak kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlar. Prof. Dr. Çelik, kanserin tek bir günde oluşmadığını, genetik değişimlerin, hormonal dengelerin ve çevresel faktörlerin yıllar süren etkileşimiyle geliştiğini belirtiyor. Bağışıklık sisteminin sadece dışarıdan gelen mikroplara karşı değil, vücudun kendi içindeki anormal hücrelere karşı da bir kalkan görevi gördüğünü hatırlatan Çelik, stres, uykusuzluk ve ağır enfeksiyonların bu savunma hattını zayıflatabileceğine dikkat çekiyor. Yine de uzman isim, sağlıklı yaşayan ve bağışıklığı güçlü olan bireylerde de kanser gelişebileceğinin altını çizerek, hastalığın bir suçluluk duygusu yaratmaması gerektiğini özellikle vurguluyor.
Genetik yatkınlık ve aile öyküsünün gerçek yüzü
Aile öyküsü, meme kanseri riskini belirleyen önemli unsurlardan biri olsa da tek belirleyici değildir. Özellikle anne, kız kardeş, teyze veya anneanne gibi birinci derece yakınlarında meme kanseri görülen kadınların daha dikkatli olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Çelik, baba tarafından gelen genetik mirasın da aynı derecede kritik olduğunu hatırlatıyor. BRCA1 ve BRCA2 gibi genetik mutasyonlar, kanser riskini ciddi oranda artırsa da, meme kanserlerinin sadece yüzde 5 ile 10 gibi küçük bir kısmı doğrudan genetik yatkınlıkla ilişkilendiriliyor. Bu durum, ailesinde kanser öyküsü olmayan kadınların da risk altında olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Genç yaşta kanser tanısı alan yakınları olan bireylerin genetik danışmanlık alması büyük önem taşıyor.
Erken teşhisin hayat kurtaran gücü
Meme kanseriyle mücadelede en güçlü silahın erken teşhis olduğunu belirten Prof. Dr. Çelik, kadınların kendi vücutlarını tanımalarının hayati bir sorumluluk olduğunu ifade ediyor. Memede yeni gelişen bir kitle, meme başından gelen kanlı akıntılar veya cilt yapısındaki açıklanamayan değişikliklerin vakit kaybetmeden bir hekime bildirilmesi gerekiyor. Türkiye genelinde uygulanan ulusal tarama programları kapsamında, 40 ile 69 yaş arasındaki kadınların iki yılda bir mamografi çektirmesi, henüz elle hissedilemeyecek kadar küçük tümörlerin yakalanmasını sağlıyor. Erken evrede tespit edilen kanser, sadece tedavi başarısını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda memenin korunmasına ve daha az invaziv tedavi yöntemlerinin uygulanmasına da olanak tanıyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, sigaradan uzak durmak ve alkol tüketimini sınırlandırmak riski azaltan önemli adımlar olsa da, düzenli taramalar bu sürecin vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyor.