Gaziantep'te bir fabrikada yöneticilik yapan Demet Demir, haftanın üç günü Türkiye'nin farklı şehirlerini kapsayan yoğun iş seyahatlerini, toprağın bereketiyle birleştirerek sıra dışı bir yaşam biçimi oluşturdu. Yaklaşık altı yıl önce Mardin'in Kafro köyünde tattığı yerel bir domatesin lezzetinden etkilenerek başlayan bu tutku, bugün Osmaniye Karaçay Mahallesi'nde 1,5 dönümlük bir alana yayılan zengin bir gen bankasına dönüştü. Demir, iş seyahatleri sırasında uğradığı her köyde, yerel üreticilerin elinde kalan ve nesilden nesile aktarılan atalık tohumları büyük bir titizlikle topluyor. Topladığı bu tohumları kendi bahçesinde toprakla buluşturan Demir, elde ettiği ürünleri sadece kendi sofrasına değil, aynı zamanda bu değerleri yaşatmak isteyen gönüllülerin bahçelerine de taşıyor.

Anadolu'nun lezzet mirasını bahçesinde yaşatıyor
Demir'in hobi olarak başladığı bu çalışma, zamanla Türkiye genelinde geniş bir gönüllü ağına dönüştü. Bahçesinde sarı, kırmızı ve çikolata rengi gibi 14 farklı domates türünün yanı sıra; dört çeşit patlıcan, beş tür mısır ve biberin yanı sıra kabak ve fasulye çeşitleri gibi çok sayıda yerel türü yetiştiriyor. Hibrit tohumların aksine, atalık tohumların daha fazla emek ve sabır istediğini vurgulayan Demir, bu ürünlerin kokusunun ve lezzetinin, endüstriyel tarım ürünleriyle kıyaslanamayacak kadar üstün olduğunu belirtiyor. Cımbızla tek tek ekim yaptığı bu süreçte, sürdürülebilirliğin anahtarının tohumun tekrar tekrar ekilebilir olmasında yattığını savunuyor.

Kimyasala karşı doğal yöntemlerle mücadele
Üretim sürecinde zirai ilaç veya kimyasal gübreye yer vermeyen Demir, tamamen doğal yöntemlerle bahçesini koruyor. Kırmızı örümcek gibi zararlılarla mücadele etmek için ısırgan otundan hazırladığı konsantreleri ve Arap sabunu gibi geleneksel yöntemleri kullanan Demir, toprağın verimini ise sadece hayvan gübresiyle destekliyor. Bu doğal üretim anlayışı, Osmaniye'deki ata tohumu takas grubunun da temelini oluşturuyor. Demir, bahçesine gelen herkese fide dağıtarak bu doğal üretim zincirinin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefliyor. İş yaşamının getirdiği sorumluluklar ile toprakla olan bağını dengeleyen Demir, bahçesinde her gün yanan semaveriyle kapısını tanıdık tanımadık herkese açarak, doğal tarım meraklılarını bir araya getiriyor.

Gelecek nesillere doğal bir miras bırakma hedefi
Atalık tohumların korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda büyük bir sorumluluk hissettiğini ifade eden Demir, özellikle çocukların ve yeni nesillerin doğal üretime olan ilgisinin artmasını arzuluyor. Hibrit tohumların aksine, atalık tohumların her türlü toprakta yetişebilme gücüne sahip olduğunu ve bu sayede tarımsal bağımsızlığın korunabileceğini vurguluyor. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 500 kişiye tohum ulaştırarak bu misyonu genişleten Demir, bahçesindeki her bir sebzenin, aslında Anadolu'nun unutulmaya yüz tutmuş bir kültürel mirası olduğunu hatırlatıyor. Kendi ifadesiyle, bu tohumlar sadece birer gıda değil, aynı zamanda geçmişten geleceğe uzanan bir köprü niteliği taşıyor. Demir, yoğun iş temposuna rağmen bu tutkusundan vazgeçmeyerek, toprağın sunduğu bu doğal zenginliği paylaşmaya ve çoğaltmaya kararlılıkla devam ediyor.




