Samsun Üniversitesi Ballıca Kampüsü, 2026-2027 Akademik Yılı'nın başlangıcına ev sahipliği yaparken, kürsüye çıkan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Mehmet Muş, öğrencilere alışılmışın dışında bir ekonomi dersi verdi. Küresel gelir adaletsizliği üzerine odaklanan Muş, dünya ekonomisinin mevcut işleyişindeki yapısal bozuklukları verilerle gözler önüne serdi. Törende kendisine fahri doktora unvanı da tevcih edilen Muş, konuşmasında modern dünyanın karşı karşıya olduğu ekonomik paradoksları derinlemesine analiz etti.

Servet Dağılımındaki Uçurum Büyüyor
Dünya genelindeki gelir dağılımı verilerini paylaşan Mehmet Muş, eşitsizliğin tarihsel süreçte azalmak yerine dijitalleşen dünyada daha da derinleştiğini belirtti. Muş, dünya nüfusunun en zengin yüzde 1,5'lik kesiminin küresel servetin yarısını elinde tuttuğunu, buna karşılık en yoksul yüzde 42'lik dilimin ise pastadan sadece yüzde 0,6 oranında pay alabildiğini ifade etti. Özellikle az gelişmiş ülkelerin dünya üretimindeki payının yüzde 1'in altında kalması, küresel sistemin ne kadar adaletsiz bir yapı üzerine kurulu olduğunu kanıtlar nitelikte. Muş, 3,4 milyar insanın yaşadığı ülkelerde faiz ödemelerine ayrılan bütçenin, eğitim ve sağlık harcamalarını geride bıraktığına dikkat çekerek, bu durumun sürdürülemez olduğunu vurguladı.

Reel Ekonomi ve Türev Piyasalar Arasındaki Tehlikeli Fark
Ekonomik krizlerin temelinde yatan finansal dengesizliklere de değinen Muş, reel ekonomi ile türev piyasalar arasındaki makasın açılmasının büyük bir risk oluşturduğunu belirtti. 2025 yılı verilerine göre türev varlıkların toplam değerinin 952 trilyon dolara ulaştığını, oysa küresel gayrisafi milli hasılanın bunun çok altında kaldığını hatırlattı. Reel ekonominin yaklaşık 8 katına ulaşan bu sanal piyasa büyüklüğünün, 2008 krizindeki oranlara yaklaştığını belirten Muş, finansal sistemin gerçek üretimden koparak kendi başına bir güç haline gelmesinin gelir adaletsizliğini tetiklediğini savundu. Bu durumun, servetin çok küçük bir azınlıkta birikmesine ve geniş kitlelerin temel ihtiyaçlara erişiminde zorluk yaşamasına neden olduğunu ifade etti.

Sanayi Devriminden Günümüze Değişmeyen Senaryo
Konuşmasında sanayi devriminin etkilerine de değinen Muş, kitlesel üretimin başlamasıyla birlikte fabrika sahiplerinin zenginleştiğini ancak emeğiyle çalışan kesimin bu refahtan yeterince pay alamadığını belirtti. 1970'li yıllardan günümüze ABD verilerini örnek gösteren Muş, ücretli çalışanların milli gelirden aldığı payın yüzde 58'den yüzde 51'e gerilediğini, aynı dönemde borsa şirketlerinin değerinin ise dünya ekonomisini katlayarak büyüdüğünü söyledi. Marketlerin ürünle dolu olduğu ancak insanların bu ürünlere ulaşmakta zorlandığı bir dünya tablosunun büyük bir tuhaflık barındırdığını dile getiren Muş, küresel borç stokunun 365 trilyon dolara ulaştığı bu dönemde, ekonomik büyümenin refahı tabana yaymakta yetersiz kaldığını sözlerine ekledi.




