Siyaset sahnesinde attığı adımlar ve aldığı kritik kararlarla sıkça tartışılan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 2000-2025 yılları arasındaki siyasi çizgisi, uluslararası bir akademik çalışmanın konusu oldu. İzmir Bakırçay Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden Prof. Dr. Ali Taş, Bahçeli'nin son 25 yılda gerçekleştirdiği yaklaşık 300 konuşmayı, basın açıklamalarını ve TBMM grup toplantılarını detaylı bir şekilde inceledi. Journal of Political Ideologies adlı hakemli dergide yayımlanan bu çalışma, Bahçeli'nin siyaset yapma biçimini ve karar alma mekanizmalarını bilimsel bir perspektifle ele alıyor. Araştırma, dışarıdan bakıldığında değişken gibi görünen siyasi tercihlerin aslında tek bir temel ilkeye dayandığını savunuyor.
Slogan Değil Bir Karar Pusulası
Çalışmanın merkezinde, Bahçeli'nin siyasi literatürüne kazandırdığı ve sıkça vurguladığı 'Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben' ilkesi yer alıyor. Prof. Dr. Taş, bu ifadenin 2016 yılındaki ittifak süreçleriyle ortaya çıktığına dair yaygın kanının aksine, aslında 19 Haziran 2000 tarihinde, DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olduğu dönemde partinin temel felsefesi olarak benimsendiğini kanıtlarıyla ortaya koyuyor. Akademik analize göre bu söz, sadece bir slogan veya konuşma kapanışı değil; Bahçeli'nin partisi adına ağır bedeller ödemeyi göze aldığı kritik yol ayrımlarında başvurduğu bir karar pusulası niteliği taşıyor. Bahçeli, bu ilkeyi gündelik siyasi polemiklerde değil, devletin bekasını ilgilendiren stratejik dönemeçlerde bir ölçü olarak kullanıyor.

Kritik Virajlarda Devlet Refleksi
Prof. Dr. Taş, bu ilkenin samimiyetini kanıtlayan en somut örneklerden biri olarak 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerini işaret ediyor. O dönemde CHP öncülüğündeki boykot nedeniyle Abdullah Gül'ün seçilmesinin engellenmeye çalışıldığı süreçte, MHP'nin kendi tabanından gelen itirazlara rağmen boykota katılmayarak Meclis'in işleyişini öncelemesi, çalışmada önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Eğer Bahçeli salt seçim odaklı bir hesap yapsaydı boykota katılmanın daha kazançlı olabileceğini belirten Taş, MHP liderinin o gün devletin işleyişini parti menfaatinin üzerinde tuttuğunu vurguluyor. Benzer bir tutumun 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında da sergilendiği, Bahçeli'nin 'Görüşlerimiz ayrı da olsa hükümet Türkiye Cumhuriyeti'nindir' diyerek devletin bekasını her şeyin üzerinde konumlandırdığı ifade ediliyor.

Değişen Koşullar Sabit Kalan İlkeler
Makalede, Bahçeli'nin 2024 yılında başlattığı ve 'Terörsüz Türkiye' hedefiyle tanımlanan süreç de bir çizgi değişikliği değil, aynı ilkesel tutarlılığın bir devamı olarak yorumlanıyor. Prof. Dr. Taş, 5 Kasım 2024 tarihli grup toplantısındaki 'Kürtlerle kucaklaşma asıldır, terörle mücadele esastır' çıkışının, 56 yıllık siyasi geçmişin bir yansıması olduğunu belirtiyor. Bahçeli'nin 14 Ocak 2025'te ifade ettiği 'Biz hala olduğumuz yerdeyiz' sözü, bu sürekliliğin en net kanıtı olarak gösteriliyor. Çalışma, Bahçeli'nin siyasetinde tutarlılığın ilkede, esnekliğin ise değişen koşullarda yattığını savunarak, siyasetçinin ilkeli olmasının ne anlama geldiğine dair yeni bir tartışma zemini sunuyor. Bahçeli'nin popülist siyasetçilerden farklı olarak toplumu ayrıştırmadığı, tehdidi milletin içinde değil dışında aradığı ve bu sayede farklı dönemlerde farklı iş birliklerine gidebildiği sonucuna varılıyor.