İstanbul, 4-6 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 13’üncü Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu ile küresel krizlere karşı Kur’an eksenli çözüm arayışlarına ev sahipliği yapıyor. Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve Küresel Krizlere Kur’anı Çözümler temasıyla dikkat çeken açılış programına, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Valisi Davut Gül, Suriye Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Ebulhayr Şükrü ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş gibi önemli isimlerin yanı sıra çok sayıda akademisyen ve davetli katıldı. Programda kürsüye gelen İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, modern dünyanın yaşadığı çelişkilere ve adaletsizliklere dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Adaletin terazisi kimliklere göre bükülmemeli
Erdoğan, konuşmasında özellikle Gazze’de yaşanan insani trajediye ve uluslararası toplumun bu konudaki tutumuna sert eleştiriler getirdi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısının, dünyanın geri kalanının iradesini nasıl baskıladığına dikkat çeken Erdoğan, siyasi kararların binlerce kilometre ötedeki çocukların hayatı üzerinde doğrudan belirleyici olduğunu ifade etti. Mağdurun kimliğine, dinine, ırkına veya pasaportuna göre verilen tepkilerin dengesizliğini Ukrayna ve Gazze örnekleri üzerinden kıyaslayan Erdoğan, Avrupa medyasının bu iki çatışmaya yaklaşımındaki çifte standardı hatırlattı. Adaletin, karşıdakinin kimliğine göre değişemeyeceğini belirten Erdoğan, zulmün faili kim olursa olsun zulmün adının değişmeyeceğini vurguladı. Aidiyetlerin adaletin önüne geçirilmesinin bugün dünyanın en büyük sorunu olduğunu dile getiren Erdoğan, Kur’an’ın sunduğu ölçülerin bu noktada hayati bir rehberlik sağladığını belirtti.
Teknolojinin ahlaki pusulası nerede
Konuşmasının bir diğer bölümünü bilgi ve teknoloji çağının getirdiği ahlaki boşluklara ayıran Erdoğan, servet ve tüketimle kurulan ilişkinin de yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savundu. Kur’an’ın meşru kazancı ve ticareti reddetmediğini, ancak servetin insanı esir almasına karşı güçlü bir ahlaki duruş sergilediğini belirten Erdoğan, zekat ve infak gibi mekanizmaların bu dengeyi korumak için var olduğunu hatırlattı. Bugünün dünyasında sadece ne kadar kazanıldığının değil, nasıl kazanıldığının ve bu imkanların başkalarının hayatına nasıl dokunduğunun sorgulanması gerektiğini ifade etti. Teknoloji alanındaki gelişmelere de değinen Erdoğan, yapay zeka gibi teknolojilerin sadece geliştirilmiş olmak için geliştirilmesinin büyük bir risk taşıdığını, teknolojinin neyi yapabileceğimizi söylediğini ancak her yapabildiğimiz şeyi yapmamız gerekip gerekmediği sorusuna cevap veremediğini belirtti.
İmkan ve mizan dengesi bozulduğunda krizler kaçınılmaz oluyor
Sempozyumda 60’tan fazla ülkeden gelen 300’e yakın akademisyenin katılımıyla gerçekleşen oturumlarda, gücün, servetin ve bilginin hangi istikamette kullanılması gerektiği tartışıldı. Erdoğan, Bediüzzaman’ın medeniyet tarifinden yola çıkarak, gücün karşısına hakkı, menfaatin karşısına fazileti koymanın önemine işaret etti. İmkanın mizanla, yani ölçüyle buluşmadığı durumlarda gücün zulme, servetin tahakküme, bilginin ise fitneye dönüştüğünü belirten Erdoğan, Kur’an’ın bu noktada insanı esir almadığını, aksine ona doğru istikameti göstererek özgürleştirdiğini ifade etti. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş ise sempozyumun önemine vurgu yaparak, bu tür arayışların geçmişe sığınan bir nostalji değil, çağın sorunlarına Kur’an’ın değişmeyen hakikatleri ışığında çözüm bulma çabası olduğunu belirtti. Arpaguş, bilgi ve teknolojiyi ahlakla, kalkınmayı adaletle buluşturma gayretinin modern çağın kronikleşen sorunlarına karşı en kıymetli duruş olduğunu sözlerine ekledi.