ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ile olan gerilimini yeni bir boyuta taşıyarak mahkemeyi doğrudan hedef alan kapsamlı bir yaptırım kararı aldığını duyurdu. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’ın bu kuruma yönelik tutumunu net bir dille ortaya koyarak, mahkemenin Amerikalı vatandaşları yargılama yetkisini asla tanımayacaklarını vurguladı. Rubio, yaptığı açıklamada, ya UCM’nin tehditkar tutumuna son vereceğini ya da ABD’nin mahkemeyi tamamen ortadan kaldırmak için elindeki tüm imkanları kullanacağını ifade etti. Bu sert çıkış, özellikle UAD eski yargıcı Navanethem Pillay’ın 2026 Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesinin hemen ardından gelmesiyle dikkat çekti.
Operasyonel kabiliyeti felç etme hedefi
ABD Hazine Bakanlığı tarafından detaylandırılan yaptırım planı, mahkemenin işleyişini doğrudan sekteye uğratmayı amaçlıyor. Söz konusu yaptırımlar, mahkemeye hizmet sağlayan şirketleri, finansal kuruluşları ve mahkeme ile iş birliği yapan diğer yapıları hedef alıyor. ABD yönetimi, bu yasa dışı olarak nitelendirdiği mahkemeyle yapılan her türlü işlemi yasaklayarak, kurumun kaynaklarını kesmeyi ve operasyonel kapasitesini tamamen felç etmeyi hedefliyor. Yaptırımların yürürlüğe girmesi için altı aylık bir süre tanınırken, bu süreçte iletişim, yazılım, ödeme sistemleri ve tutuklularla ilgili bazı teknik işlemler için istisnalar uygulanacağı belirtildi. Rubio, özellikle ABD’nin askeri korumasına güvenen müttefik devletlerin, mahkemeyi dizginleme konusunda sorumluluk almalarını beklediklerini de sözlerine ekledi.
Uluslararası arenada tepkiler çığ gibi
ABD’nin bu radikal kararı, uluslararası hukuk çevrelerinde ve Birleşmiş Milletler nezdinde büyük bir endişeyle karşılandı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kararı sert bir dille kınayarak, bu adımın küresel ceza adaleti arayışına vurulmuş ciddi bir darbe olduğunu belirtti. Guterres, yaptırımların mahkemenin BM Güvenlik Konseyi ve Roma Statüsü çerçevesindeki görevlerini yerine getirme kapasitesini zayıflatacağını ifade etti. Avrupa Birliği cephesinde de benzer bir endişe hakim. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, UCM’nin uluslararası hukuk sisteminin temel taşlarından biri olduğunu vurgulayarak, mahkemenin çalışmalarının korunmasının AB için bir öncelik olduğunu dile getirdi. Kallas, UCM Başkanı Tomoko Akane ile bir görüşme gerçekleştirdiğini ve altı aylık sürenin diyalog için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Netanyahu kararı sonrası gerilim tırmandı
ABD ile UCM arasındaki bu derin krizin arka planında, mahkemenin İsrail yönetimine yönelik aldığı kritik kararların yattığı biliniyor. UCM, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askeri operasyonları ve yaşanan insani kriz nedeniyle Başbakan Binyamin Netanyahu ile eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkarmıştı. Bu gelişme, Washington ile Lahey merkezli mahkeme arasındaki iplerin tamamen kopmasına neden oldu. Hollanda hükümeti, yaptırımların yürürlüğe girmesine kadar geçecek süreci, ABD ile diplomatik kanalları açık tutarak bir çözüm arayışı için kritik bir zaman dilimi olarak görüyor. Ancak ABD’nin kararlı duruşu, uluslararası hukuk sisteminin geleceği konusunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.