Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alan ve son yüzyıldır büyük bir sarsıntı yaşamayan Tekirdağ, olası bir deprem gerçeğiyle yüzleşiyor. Namık Kemal Üniversitesi ve Tekirdağ Valiliği öncülüğünde başlatılan Deprem Bina ve Envanterleri Projesi kapsamında, bölgedeki yapı stokunun dayanıklılığı mercek altına alındı. Yaklaşık bir yıl önce hayata geçirilen ve AFAD ile Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin de destek verdiği bu geniş çaplı tarama çalışmasında, sona yaklaşılmış durumda. 50 kişilik uzman bir ekibin, özel bir yazılım desteğiyle yürüttüğü incelemeler sonucunda, kentteki 230 bin binanın büyük bir kısmı denetlendi. Elde edilen veriler, olası bir büyük deprem senaryosunda yaklaşık 3 bin binanın ciddi hasar alabileceğini veya tamamen göçebileceğini ortaya koyuyor.

Yüz yıllık sessizlik ve fay hattı gerçeği
Uzmanlar, Tekirdağ'ın jeolojik konumunun taşıdığı risklere dikkat çekiyor. Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın, Türkiye'yi Van'dan Tekirdağ'a kadar bölen aktif bir yapı olduğunu hatırlatan Namık Kemal Üniversitesi Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Ahmet Bal, bölgenin bu hatta 10 kilometreden daha yakın bir mesafede bulunduğunu vurguluyor. Yaklaşık 2 milyon insanın bu fay hattının etrafında yaşadığı göz önüne alındığında, projenin önemi daha da artıyor. Son 100 yıldır bölgede önemli bir sismik hareketliliğin yaşanmamış olması, biriken enerjinin yarattığı potansiyel tehlikeyi daha da belirginleştiriyor. Bu nedenle, akademik bir disiplinle yürütülen tarama çalışmaları, kentin deprem dirençliliğini artırmak adına atılan en somut adımlardan biri olarak görülüyor.

Teknolojik tarama ile hızlı tespit
Projenin başarısında, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Deprem Dairesi tarafından geliştirilen özel yazılımın büyük payı bulunuyor. İlk etapta pilot bölge olarak seçilen Çorlu'daki arşiv verileriyle başlayan süreç, Kanada Sismik Tarama Metodu'nun entegre edilmesiyle tüm kente yayıldı. İstanbul Teknik Üniversitesi ve Namık Kemal Üniversitesi'nin akademik danışmanlığında sürdürülen bu çalışmalar, binaların durumunu hızlı ve güvenilir bir şekilde gözlemleme imkanı sunuyor. Yüzde 90 seviyesine ulaşan proje, sadece riskli yapıları belirlemekle kalmıyor, aynı zamanda kentsel dönüşüm stratejileri için de temel bir veri kaynağı oluşturuyor.

Güçlendirme ile hayat kurtarmak mümkün
Tespit edilen riskli binaların kaderine terk edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Ahmet Bal, çözüm yollarına dair umut verici açıklamalarda bulunuyor. Toptan göçme riski taşıyan yapılar için kentsel dönüşümün kaçınılmaz olduğunu ifade eden Bal, diğer binalarda ise yapısal olmayan hasarların önlenebileceğini belirtiyor. Laboratuvar ortamında geliştirilen çeşitli güçlendirme teknikleri ve sönümleyici sistemlerin aktif kullanımı sayesinde, binaların deprem sonrası kullanımına devam etmesi sağlanabiliyor. Erken müdahale ve doğru mühendislik çözümleriyle, olası bir felaketin etkilerini minimize etmek ve yapı stokunu daha güvenli hale getirmek hedefleniyor. Bu çalışmalar, Tekirdağ'ın depremle yaşamayı öğrenme sürecinde kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.


