Türkiye'nin savunma sanayiinde 1975 yılındaki Kıbrıs Harekatı sonrası maruz kaldığı ambargolarla başlayan zorlu dönüşüm süreci, bugün küresel ölçekte ses getiren bir başarı hikayesine dönüştü. Al Jazeera Arabic tarafından hazırlanan kapsamlı bir belgesel, TUSAŞ, ASELSAN, HAVELSAN ve ROKETSAN gibi dev kurumların kapılarını dünyaya açarak, Türkiye'nin sıfırdan inşa ettiği teknolojik yetkinlikleri ve askeri kapasitesini detaylı bir şekilde inceledi. Bu yapım, sadece bir üretim başarısını değil, aynı zamanda dışa bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen stratejik bir vizyonun somut çıktılarını ortaya koyuyor.

Elektronik çiplerden dev sistemlere tam yerlilik
ASELSAN Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Bora Kartal, belgeselde yaptığı açıklamalarla savunma dünyasında büyük yankı uyandırdı. SİPER uzun menzilli hava savunma sisteminin en kritik bileşenlerinden biri olan ALP 300-G radarının, S-400 sistemlerinde kullanılan arama radarlarıyla benzer bir görev icra ettiğini belirten Kartal, performans verileri açısından yerli çözümün birçok noktada daha üstün olduğunu vurguladı. Kartal, bu başarının temelinde, en küçük elektronik çiplerden başlayarak sistemin nihai haline kadar her aşamanın Türkiye'nin kendi imkanlarıyla geliştirilmiş olmasının yattığını ifade etti. Bu durum, Türkiye'nin kritik savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığını nasıl minimize ettiğinin en somut kanıtı olarak değerlendiriliyor.

Altıncı nesil savaş uçağına giden yol
Belgeselin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Türkiye'nin milli muharip uçağı KAAN'a ayrılan kısımdı. KAAN Baş Mühendisi Emre Yaban, uçağın F-22, Su-57 ve J-20 gibi dünyanın en gelişmiş savaş uçaklarıyla aynı sınıfta yer aldığını belirtti. Yaban, KAAN'ın sadece bir 5. nesil uçak projesi olmadığını, aslında Türkiye'nin 6. nesil hava platformlarına giden yolda ihtiyaç duyduğu teknolojik altyapıyı oluşturma hedefi taşıdığını açıkladı. Tamamen yerli işletim sistemi ve yerel bileşenlerle donatılan KAAN, 1970'li yıllarda başlatılan kendi uçağını kendin yap vizyonunun günümüzdeki en gelişmiş meyvesi olarak tanımlanıyor.

Küresel güney için yeni bir ortaklık modeli
TUSAŞ Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu ise Türkiye'nin savunma sanayiindeki ilerleyişinin, Batılı ülkelerin beklentilerinin çok ötesine geçtiğini belirtti. Geçmişte teknoloji transferi konusunda zorluklar yaşayan ve kritik bileşenlerin tedariki durdurulan Türkiye'nin, bu engelleri aşarak kendi tasarım ve üretim kabiliyetlerini geliştirdiğini anlatan Demiroğlu, ihracat stratejilerinde de farklı bir yol izlediklerini vurguladı. Türkiye'nin sadece ürün satıp çekilmediğini, aksine teknoloji transferine dayalı ortaklıklar kurduğunu belirten Demiroğlu, Batı'nın uzun yıllardır dayattığı politikalardan yorulan Küresel Güney ülkeleri için Türkiye'nin sunduğu iş birliği modelinin bir alternatif oluşturduğunu ifade etti. Bu dönüşümün bir parçası olarak, ABD yapımı Harpoon füzelerinin yerini ROKETSAN üretimi ATMACA'nın alması ve savunma platformlarındaki yerli bileşen oranının yüzde 100'e yaklaşması, Türkiye'nin savunma sanayiinde ulaştığı bağımsızlık seviyesini net bir şekilde ortaya koyuyor.