İstanbul'da dikkat çeken bir sanat etkinliği, ruh sağlığı ve yaratıcılığın kesişim noktasında kapılarını açtı. NP İstanbul Hastanesi, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle, hastaların uzun süren ergoterapi süreçlerinde ortaya koydukları eserleri bir araya getiren özel bir karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Sanatın Dilinden Hayata ismiyle düzenlenen bu sergi, sadece estetik bir sunum değil, aynı zamanda tedavi gören bireylerin iç dünyalarına açılan bir pencere niteliği taşıyor. Yaklaşık 4-5 yıllık bir emeğin ürünü olan 100'ü aşkın eser, hastaların iyileşme yolculuğundaki duygusal dönüşümü de belgeliyor.

Sanatın iyileştirici gücü ve bilinçaltı
Serginin açılışında konuşan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sanat terapisinin klinik tedavideki kritik rolüne vurgu yaptı. Tarhan, hastaların ifade etmekte zorlandıkları travmaları, korkuları ve örtük belleklerinde saklı kalan duyguları dışa vurmalarında sanatın eşsiz bir araç olduğunu belirtti. Uzmanların, hastaların ortaya koyduğu eserleri birer analiz aracı olarak kullandığını ifade eden Tarhan, çocuk psikiyatrisinden erişkin tedavisine kadar geniş bir yelpazede bu yöntemin terapötik değer taşıdığını dile getirdi. Özellikle renk seçimleri ve çizim tekniklerinin, hastanın ruhsal durumu hakkında önemli ipuçları verdiğini belirten Tarhan, sanatın güven ilişkisi kurma ve sosyal destek sağlama noktasında vazgeçilmez bir tamamlayıcı olduğunu vurguladı.

Renklerin ve ritmin tedavi edici etkisi
Tedavi süreçlerinde sadece görsel sanatlara değil, müzik ve hareketin birleşimine de yer verildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, holografik terapi olarak adlandırılan yöntemle hastaların farkındalıklarını artırmayı hedeflediklerini açıkladı. Müzik, hareket ve kelime tekrarının bir arada kullanıldığı bu çalışmalar, hastaların kendilerini daha bütüncül bir şekilde ifade etmelerine olanak tanıyor. Sergide yer alan eserlerin küratörü ve sanat terapisti Yeşim Aslan ise, bu çalışmaların temel amacının hastaların yaratıcı potansiyellerini görünür kılmak olduğunu belirtti. Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy da sanatın sadece ruhsal hastalık yaşayanlar için değil, herkes için bir kendini tanıma ve keşif aracı olduğunun altını çizerek, sürecin ortaya çıkan üründen daha kıymetli olduğunu ifade etti.

Ebru teknesinde sözsüz iletişim
Serginin en dikkat çekici bölümlerinden biri olan ebru sanatı atölyesi, hastaların duygularını suyun üzerinde somutlaştırdığı bir alan olarak öne çıkıyor. Ergoterapi Ebru Eğitmeni Nesrin Ulu, danışanların başlangıçta malzemeleri kullanırken yaşadıkları karmaşanın, zamanla yerini estetik bir rahatlamaya ve öz farkındalığa bıraktığını gözlemlediklerini aktardı. Ulu, ebru sanatının bir tür sözsüz iletişim dili olduğunu belirterek, hastaların iç dünyalarındaki karmaşayı renklerle suya dökerek rahatladıklarını ifade etti. Sanatın psikiyatrik tedavinin bir alternatifi değil, destekleyici bir parçası olduğunun altını çizen bu özel sergi, 12 Ekim Pazartesi gününe kadar Üsküdar Üniversitesi NP İstanbul Hastanesi bünyesinde ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.




