Aksaray merkeze bağlı Gözlükuyu köyünde, Hasan Dağı'nın eteklerinde yükselen sessizlik, 72 yaşındaki Selami Salman'ın yaşam mücadelesine ev sahipliği yapıyor. Yıllar önce bölgedeki su kaynaklarının kuruması ve yerleşim yerinin yüksek rakımı nedeniyle devlet desteğiyle başlatılan göç süreci, 180 hanelik köyü adeta bir hayalet kasabaya dönüştürdü. Köy sakinleri 8 kilometre uzaklıktaki yeni yerleşim yerlerine taşınırken, Salman tüm anılarını ve köklerini geride bırakmayarak burada kalmayı tercih etti.
Yalnızlığın huzurla buluştuğu adres
On bir yıl önce son komşusunun da ayrılmasıyla başlayan bu sıra dışı süreçte, Salman iki odalı evinde kendi düzenini kurdu. On dört yıl önce eşini kaybetmenin acısını da yaşayan yedi çocuk babası Salman, maddi imkansızlıkların ötesinde, doğup büyüdüğü topraklara olan bağlılığının ağır bastığını ifade ediyor. Korku nedir bilmediğini belirten Salman, huzuru bu ıssızlıkta bulduğunu dile getiriyor. İnsanların iyi niyetli olduğu sürece yalnızlığın bir tehdit değil, bir tercih haline gelebileceğine inanan Salman, hayat felsefesini kimseye karışmadan, kendi halinde yaşamak üzerine kurmuş durumda.
Modern hayatın uzağında kendi kendine yetebilmek
Günlük yaşamını sürdürürken modern dünyanın imkanlarından da tamamen kopmuş değil. Elektriği bulunan ve yıllar önce valilik tarafından çözülen su ihtiyacı sayesinde temel gereksinimlerini karşılayabilen Salman, ulaşımını ise motoruyla sağlıyor. Hava şartları elverdiğinde Taşpınar, Karkın veya Aksaray gibi çevre bölgelere giderek ihtiyaçlarını temin eden Salman, bu rutinini on bir yıldır aksatmadan sürdürüyor. Gün içinde ziyaretine gelen eş dostla çay içip muhabbet etmenin keyfini çıkarsa da, günün sonunda köydeki sessizlik tekrar onun tek arkadaşı oluyor.
Geçmişin izleri ve geleceğin sessizliği
Salman için bu köy sadece bir mekan değil, 72 yıllık ömrünün her karesini barındıran bir hafıza deposu. Çocuklarının ve yakınlarının düzenli ziyaretleri, onun bu yalnızlığını bir nebze olsun hafifletse de, akşam çöktüğünde 180 hanelik köyde yanan tek ışık yine onun evi oluyor. Alışkanlıkların ve aidiyet duygusunun, insanı en zor şartlarda bile nasıl ayakta tutabileceğinin canlı bir kanıtı olan Selami Salman, kendi dünyasında huzurlu bir şekilde yaşamına devam ediyor. Köyün terk edilmişliği, onun için bir hüzün kaynağı olmaktan ziyade, kendi iç dünyasına çekildiği bir sığınak haline gelmiş durumda.