Kastamonu'nun Abana ilçesinde yaşayan 64 yaşındaki Ahmet Çelik, emeklilik yıllarını sıradan bir dinlenme süreci olarak değil, çocukluk hayallerini gerçeğe dönüştürdüğü bir üretim dönemi olarak geçiriyor. Uzun yıllar Abana Belediyesi'nde çalıştıktan sonra emekli olan Çelik, bugün evinin altındaki küçük atölyesinde, doğanın kendi haline bıraktığı, kurumuş ağaç dallarını ve köklerini adeta yeniden hayata döndürüyor. Henüz 12 yaşındayken Halk Eğitimi Merkezi'nde aldığı eğitimle ahşap sanatına ilk adımını atan Çelik, babasından öğrendiği marangozluk mesleğini, belediyedeki çalışma hayatı boyunca bir kenara bırakmak zorunda kalmıştı. Ancak emeklilikle birlikte bu tutkusuna geri dönen usta, bugün ormanlık alanlardan, dere kenarlarından ve hatta sel sularının sürüklediği kıyılardan topladığı parçaları, büyük bir titizlikle işleyerek ev dekorasyon ürünlerine dönüştürüyor.
Geçmişin izlerini taşıyan el emeği eserler
Çelik'in atölyesinde ortaya çıkan ürünler arasında bastonlar, abajurlar, sehpalar ve biblolar gibi günlük kullanım eşyalarının yanı sıra, kurt ve geyik gibi hayvan figürleri de yer alıyor. Üretim sürecinde herhangi bir seri üretim makinesi kullanmayan Ahmet Çelik, tamamen el aletlerine, zımparaya ve el testeresine güveniyor. Bu geleneksel yöntem, her bir parçanın işlenmesinin uzun sürmesine neden olsa da, ortaya çıkan her eserin kendine has bir ruh taşımasını sağlıyor. Çelik, bu süreci şu sözlerle özetliyor: Deniz kıyısındaki bir ağacı veya ormandaki bir objeyi çeşitli cisimlere döndürmeye çalışıyorum. Bir makine olayı yok, sadece el takımları kullanıyorum. Bu yüzden çalışması uzun sürüyor ama her bir parça benim için ayrı bir değer taşıyor. Yaptığı ürünleri hem atölyesinde sergileyen hem de katıldığı fuar ve festivallerde meraklılarıyla buluşturan Çelik, eserlerinin yurt dışına kadar ulaştığını, hatta yakın zamanda Almanya'ya ürün gönderdiğini belirtiyor.
Acı dolu bir hatıradan gelen sanat tutkusu
Marangozluk mesleği, Ahmet Çelik için sadece bir hobi değil, aynı zamanda derin bir geçmişi olan bir yaşam biçimi. 14 yaşındayken marangozhanede çalışırken yaşadığı talihsiz bir kaza sonucu parmağını kaybeden Çelik, ağaçla olan bağının bu acı hatırayla daha da güçlendiğini ifade ediyor. Babasından öğrendiği bu zanaatı, emeklilik döneminde daha özgür ve huzurlu bir şekilde sürdürmenin mutluluğunu yaşıyor. Atölyesinin kendisi için bir sığınak olduğunu belirten Çelik, belediyede çalıştığı dönemdeki amir ve usta baskısından uzak, tamamen kendi kurallarıyla ürettiği bu ortamda büyük bir huzur bulduğunu dile getiriyor. Atölyeye geldiğinde kimsenin kendisine karışmadığını, ağacın da, makinenin de, yapılan işin de kendisine ait olduğunu vurgulayan Çelik, bu durumun kendisine büyük bir mutluluk verdiğini belirtiyor.
Ağaçla kurulan sessiz ve derin bir bağ
Ahmet Çelik'in ağaçlara olan bakış açısı, sadece bir malzeme olarak görmenin çok ötesinde. Emekli olmadan önce Abana'daki Yeşilyuva Tabiat Parkı'nın işletmeciliğini yaptığı 13 yıl boyunca, insanların yakacak olarak kullanmak üzere getirdiği ağaç parçalarını ellerinden alıp, karşılığında başka odunlar vererek onları kurtardığını anlatıyor. Bir ağacın odun olup yanıp gitmesine gönlü razı olmayan Çelik, bu parçaları toplayarak büyük bir çiçeklik oluşturduğunu belirtiyor. Biz ağacı tanıyoruz, ağaç da bizi tanıyor diyen Çelik, doğanın sunduğu bu atıl parçaları birer sanat eserine dönüştürerek, hem kendi huzurunu buluyor hem de doğanın döngüsüne katkıda bulunuyor. Bugün atölyesinde geçirdiği her saat, onun için geçmişin tecrübesiyle geleceğin estetiğini birleştirdiği bir terapiye dönüşüyor.