Kahramanmaraş'ta 9 öğrenci ve bir öğretmenin hayatını kaybettiği, ardından Manisa'da bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırı, Türkiye'de okul güvenliği ve aile içi denetim mekanizmalarını sarsıcı bir şekilde gündeme taşıdı. Uzmanlar, her iki trajik olayın da ortak noktasının, çocukların kolayca erişebildiği ev tipi silahlar olduğunu vurguluyor. Hukukçular ve psikologlar, bu tür olayların sadece bireysel birer vaka olarak değil, toplumsal bir alarm zili olarak görülmesi gerektiği konusunda hemfikir. Özellikle ebeveynlerin evlerinde bulundurdukları silahların, çocukların elinde nasıl birer yıkım aracına dönüştüğü gerçeği, hukuki ve vicdani sorumlulukları tartışmasız bir noktaya taşıyor.
Silahın evdeki varlığı en büyük risk faktörü
Kahramanmaraş'taki okul saldırısında yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatı olan Özcan Kara, yaşanan acıların temelinde yatan ihmale dikkat çekiyor. Türk Medeni Kanunu'nun 369. maddesinin, ebeveynlere çocuklarının başkalarına verdiği zararlardan dolayı kusurları olmasa dahi tazminat sorumluluğu yüklediğini hatırlatan Kara, cezai yaptırımların da oldukça ağır olduğunu belirtiyor. Kahramanmaraş'taki olayda sanıkların anne ve babasına istenen hapis cezaları, bu sorumluluğun hukuki boyutunu gözler önüne seriyor. Avukat Kara, ailelere seslenerek, evde silah bulundurmanın sadece bir güvenlik tercihi değil, aynı zamanda çocukların geleceğini ve ailenin tüm varlığını riske atan bir ihmal olduğunu vurguluyor. Ebeveynlerin bu durumu idrak etmeleri ve gerekli tedbirleri almamaları halinde, kendilerini bekleyen ağır cezai süreçlerin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.
Toplumsal bir kriz olarak akran zorbalığı ve şiddet
Sular Akademi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Suna Medin Nacar, bu tür olayların sadece tıbbi birer vaka olarak ele alınmasının eksik kalacağını savunuyor. Aile, okul ve sosyal çevrenin bir bütün olarak çocukların gelişiminde rol oynadığını belirten Nacar, dijital çağda ebeveynlerin çocuklarına rehberlik etmekte zorlandığını gözlemlediklerini dile getiriyor. Okulların sadece akademik eğitim verilen yerler değil, aynı zamanda anne ve babaların da bilinçlendirildiği birer merkez haline gelmesi gerektiğini savunan Nacar, koruyucu önlemlerin ancak devlet, okul aile birlikleri ve sağlık kuruluşlarının iş birliğiyle mümkün olabileceğini belirtiyor. Çocuklara sevgi ve güven dolu bir ortam sunmanın, şiddet eğilimlerini önlemede en temel adım olduğu ifade ediliyor.
Eğitim ailede başlar: Gözlem ve rehberlik
Psikolog Seda Taşhan Çelik ise eğitimin okuldan önce evde başladığı gerçeğinin altını çiziyor. Çocukların, anne ve babalarının davranışlarını model alarak büyüdüğünü belirten Çelik, bir çocuğun doğruyu ve yanlışı aile ortamında öğrendiğini vurguluyor. Çelik, çocukların maruz kaldığı dijital içeriklerin ve oyunların, aileler tarafından yakından takip edilmesi gerektiğini, ancak tamamen yasaklamanın da çözüm olmadığını savunuyor. Akran zorbalığına maruz kalan çocukların yaşadığı çatışmaların, evde verilen değerler eğitimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Çelik, toplumun tüm kesimlerinin bu konuda ortak bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini ifade ediyor. Çocuklarımızı korumak, sadece ailelerin değil, toplumun geleceğini korumak anlamına geliyor.