Havadis | Yaşam | Hititlerden Fransa'ya uzanan bir lezzet mirası: Muş üzümünün kayıp hikayesi

Hititlerden Fransa'ya uzanan bir lezzet mirası: Muş üzümünün kayıp hikayesi

Binlerce yıllık geçmişiyle Hitit ve Urartu medeniyetlerine tanıklık eden Muş üzümü, bugün unutulmaya yüz tutmuş olsa da dünya bağcılık tarihine bıraktığı izlerle şaşırtmaya devam ediyor.

Binlerce yıllık geçmişiyle Hitit ve Urartu medeniyetlerine tanıklık eden Muş üzümü, bugün unutulmaya yüz tutmuş olsa da dünya bağcılık tarihine bıraktığı izlerle şaşırtmaya devam ediyor.

Hititlerden Fransa'ya uzanan bir lezzet mirası: Muş üzümünün kayıp hikayesi
KAYNAK: İhlas Haber Ajansı

Anadolu topraklarının en kadim meyvelerinden biri olan Muş üzümü, sadece bir tarım ürünü değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir medeniyet mirasının günümüze ulaşan canlı tanığıdır. Hititler döneminde başlayan ve Urartular zamanında zirveye ulaşan bağcılık kültürü, bölgenin bereketli topraklarında şekillenerek nesilden nesile aktarılmıştır. Bugün sofralarımızı süsleyen, pekmez ve bastık gibi geleneksel lezzetlerin ana maddesi olan bu üzümler, aslında çok daha derin ve dramatik bir tarihsel yolculuğun başrol oyuncusudur. Bölgenin iklimiyle bütünleşen güz üzümü, öküz gözü, beyaz üzüm, zincir üzümü, vakas üzümü ve kaşmir üzümü gibi çeşitler, geçmişte sadece yerel bir değer değil, aynı zamanda sınırları aşan bir ticari meta olarak da büyük ilgi görmüştür.

Tarihin sayfalarında saklı kalan bağlar

Üzümün bölgedeki serüvenini derinlemesine inceleyen yüksek lisans öğrencisi Serkan Gülesmer, bu kadim bitkinin izini sürmek için tarihi kaynakların tozlu sayfalarını aralıyor. Gülesmer'in araştırmalarına göre, Hititler ve Urartular döneminde üzüm bağlarını korumaya yönelik özel yasaların çıkarılmış olması, bölgedeki bağcılığın ne denli stratejik bir öneme sahip olduğunu gözler önüne seriyor. 17. yüzyılda bölgeyi ziyaret eden ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde Muş ve çevresindeki üzümlerin ününden övgüyle bahsederek, bu ürünlerin bölge dışına ihraç edildiğini kayıt altına almıştır. Osmanlı arşivlerinde yer alan veriler ise, o dönemde Muş sınırları içerisinde yaklaşık 24 bin bağın aktif olarak üretim yaptığını kanıtlıyor. Bu rakam, bölgenin bir zamanlar devasa bir bağcılık merkezi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Göç yollarında taşınan bir kültür mirası

Ancak zamanın acımasız çarkları ve toplumsal değişimler, bu köklü bağcılık geleneğini derinden etkilemiştir. Özellikle göç hareketleri ve nüfusun yer değiştirmesi, Muş'un bereketli bağlarının büyük bir kısmının terk edilmesine ve zamanla yok olmasına neden olmuştur. İlginç olan ise, bu üzüm çeliklerinin sadece bölgede kalmayıp, tehcir döneminde göç etmek zorunda kalan yabancı uyruklu vatandaşlar tarafından Fransa ve Amerika gibi uzak coğrafyalara taşınmış olmasıdır. Bugün dünyanın farklı noktalarında yetişen bazı üzüm türlerinin kökeninde, aslında Muş'un o meşhur, sulu ve lezzetli üzümlerinin genetik mirasının yattığı düşünülmektedir. Bu durum, Muş üzümünün sadece yerel bir değer değil, aynı zamanda küresel bağcılık tarihine dokunmuş bir lezzet olduğunu kanıtlıyor.

Unutulmaya yüz tutan bağlara sahip çıkma çağrısı

Günümüzde Muş'ta parmakla sayılabilecek kadar azalan bağlar, hala o eski ihtişamlı günlerin izlerini taşımaya çalışıyor. Mehmetcan, İncebel, Kale, Karaağaç, Mongok, Pamukluk ve Çiriş bağları, bölgede tarımsal faaliyetlerin sürdüğü nadir alanlar olarak varlıklarını koruyor. Ancak bu kültürel ve tarımsal mirasın tamamen yok olmaması için acil adımlar atılması gerektiği vurgulanıyor. Serkan Gülesmer, bu bitkinin sadece bir meyve değil, bir tarih olduğunu belirterek, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın bu özel üzüm çeşitlerini koruma altına alması ve desteklemesi gerektiğini ifade ediyor. Gelecek nesillere bu lezzet mirasını aktarabilmek, sadece tarımsal bir üretim değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir medeniyetin hafızasını canlı tutmak anlamına geliyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız