Havadis | Yaşam | Mardin'de tattığı bir domates hayatını değiştirdi: Şimdi 500 kişinin sofrasına lezzet taşıyor

Mardin'de tattığı bir domates hayatını değiştirdi: Şimdi 500 kişinin sofrasına lezzet taşıyor

Gaziantep'te yöneticilik yapan Demet Demir'in Mardin seyahatinde keşfettiği yerel bir domatesin tadı, onu atalık tohumların gönüllü koruyucusu haline getirdi. Osmaniye'deki bahçesinde başlattığı bu doğal üretim serüveni, bugün Türkiye'nin dört bir yanındaki yüzlerce kişiye ulaşan bir dayanışma ağına dönüştü.

Gaziantep'te yöneticilik yapan Demet Demir'in Mardin seyahatinde keşfettiği yerel bir domatesin tadı, onu atalık tohumların gönüllü koruyucusu haline getirdi. Osmaniye'deki bahçesinde başlattığı bu doğal üretim serüveni, bugün Türkiye'nin dört bir yanındaki yüzlerce kişiye ulaşan bir dayanışma ağına dönüştü.

Mardin'de tattığı bir domates hayatını değiştirdi: Şimdi 500 kişinin sofrasına lezzet taşıyor
KAYNAK: İhlas Haber Ajansı

Gaziantep'te bir fabrikada profesyonel yöneticilik görevini sürdüren 44 yaşındaki Demet Demir, iş hayatının yoğun temposundan sıyrılarak kendini toprağın bereketine adadı. Osmaniye'nin Karaçay Mahallesi'nde bulunan 1,5 dönümlük bahçesi, bugün sadece sebze yetiştirilen bir alan değil, aynı zamanda kaybolmaya yüz tutmuş yerel tohumların yeniden hayat bulduğu bir merkez konumunda. Demir'in bu tutkulu yolculuğu, yaklaşık altı yıl önce hobi olarak başladığı bahçecilik faaliyetleri sırasında, iş amacıyla gittiği Mardin'de tattığı bir domatesle bambaşka bir boyuta taşındı. O domatesin çocukluk yıllarındaki gerçek lezzeti hatırlatan kokusu ve tadı, Demir'i Türkiye'nin farklı bölgelerindeki yerel tohumları araştırmaya ve toplamaya yöneltti.

Mardin'den Başlayan Tohum Seferberliği

Demir, iş seyahatleri sırasında uğradığı köylerde, yerel üreticilerin elinde kalan ve nesilden nesile aktarılan tohumları keşfetti. Bu tohumları özenle toplayıp Osmaniye'deki bahçesine getiren Demir, burada onları çoğaltarak sürdürülebilir bir döngü oluşturmayı başardı. Bugün bahçesinde 14 farklı çeşit domatesin yanı sıra, 4 çeşit patlıcan, 5 çeşit mısır ve 12-13 farklı biber türü gibi geniş bir yelpazede üretim yapıyor. Kırmızı ve siyah mısır çeşitlerinden, uzun yeşil ve kırmızı fasulyelere kadar pek çok ürün, tamamen atalık tohumlardan elde ediliyor. Elde ettiği bu zengin çeşitliliği sadece kendi mutfağıyla sınırlı tutmayan Demir, kurduğu gönüllü ağlar sayesinde bugüne kadar yaklaşık 500 kişiye ücretsiz tohum ulaştırarak bu kadim mirasın yaygınlaşmasına öncülük etti.

Doğal Yöntemlerle Zahmetli Ama Sağlıklı Üretim

Atalık tohumların en büyük özelliğinin sürdürülebilirlik olduğunu vurgulayan Demir, her hasat döneminde elde ettiği tohumları bir sonraki yıl için saklıyor. Üretim sürecinde kimyasal gübre veya zirai ilaç kullanmayı kesinlikle reddeden Demir, zararlılarla mücadelede tamamen doğal yöntemlere başvuruyor. Kırmızı örümcek gibi zararlılara karşı ısırgan otundan hazırladığı karışımları, diğer böcekler için ise Arap sabunu bazlı doğal solüsyonları tercih ediyor. Bu yöntemin geleneksel tarıma göre daha zahmetli olduğunu ve verimin bazen daha düşük kalabildiğini belirten Demir, ürünlerin kokusunun ve lezzetinin tüm bu çabaya değdiğini ifade ediyor. Fideleri tek tek kendisi yetiştiren ve tohumları özenle eken Demir için bu süreç, sadece bir tarım faaliyeti değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi haline gelmiş durumda.

Gelecek Nesillere Doğal Bir Miras

Günümüzde artan sağlık sorunları ile beslenme alışkanlıkları arasındaki doğrudan ilişkiye dikkat çeken Demir, özellikle çocukların kimyasaldan uzak, dalından koparıp güvenle yiyebilecekleri ürünlerle büyümesini önemsiyor. Toplumda doğal gıdaya olan özlemin ve endişenin farkında olduğunu belirten Demir, kendi bahçesinde yetiştirdiği sebzelerin bu endişelere karşı bir çözüm sunduğuna inanıyor. Türkiye genelinde oluşturulan ata tohumu takas grupları aracılığıyla bu bilinci yaymaya devam eden Demir'in en büyük arzusu, yeni nesillerin atalık tohumlara sahip çıkması ve doğal üretime olan ilginin artarak devam etmesi. Kendi bahçesinden sofralara uzanan bu doğal yolculuk, sadece bir sebze yetiştiriciliği değil, aynı zamanda kültürel bir mirasın korunması adına atılmış önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız