Marmara Denizi'nin derinliklerinde son yıllarda dikkat çekici bir hareketlilik yaşanıyor. İstanbul Boğazı'ndan İzmit Körfezi'ne ve Haliç'e kadar uzanan geniş bir alanda, devasa boyutlarıyla bilinen orkinosların varlığı artık daha sık rapor ediliyor. Deniz bilimciler, bu büyük avcıların bölgeye olan ilgisinin tesadüfi olmadığını, aksine ekosistemde yaşanan iyileşme süreçlerinin bir yansıması olduğunu vurguluyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Burak Daban, bu durumu denizel kirlilikle mücadele kapsamında atılan adımların bir sonucu olarak değerlendiriyor.
Ekosistemde zincirleme iyileşme
Orkinosların Marmara'daki varlığı, aslında denizdeki besin zincirinin ne kadar sağlıklı işlediğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Doç. Dr. Daban, müsilaj felaketinin ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı öncülüğünde hayata geçirilen eylem planlarının, endüstriyel tesisler ve belediyeler üzerindeki denetimleri sıkılaştırdığını belirtiyor. Bu caydırıcı önlemler ve artan denetim faaliyetleri, denizel kirlilik oranlarında bir azalma sağladı. Kirliliğin azalmasıyla birlikte, hamsi, çaça, sardalye, palamut, kolyoz ve uskumru gibi küçük pelajik balıkların popülasyonunda sağlıklı bir artış gözlemlendi. Orkinoslar gibi büyük avcı türler, temel besin kaynakları olan bu küçük balıkları takip ederek Marmara'nın bereketli sularına yöneldi.
Tarihsel bir geri dönüş mü?
Orkinosların Marmara ve Karadeniz sularındaki varlığı, aslında sanıldığı kadar yeni bir gelişme değil. Tarihsel kayıtlara bakıldığında, 1915 yılında İstanbul Balıkhali Müdürü Karekin Deveciyan'ın notlarında, İstanbul Boğazı dalyanlarında yılda yaklaşık 500 ton orkinos avlandığı bilgisi yer alıyor. Hatta çok daha eskiye, M.S. 73 yılına dayanan doğa tarihi yazarı Plinius'un kayıtlarında, bu türün üremek amacıyla Karadeniz'e kadar göç ettiği belirtiliyor. Dünyanın en büyük iki orkinos üreme alanından biri olan Akdeniz'e her yıl Mayıs ve Haziran aylarında giriş yapan bu balıklar, su sıcaklığı 24 santigrat derece ve üzerine çıktığında kendilerine uygun üreme alanları buluyor. Üreme dönemlerini tamamlayan orkinoslar, beslenmek için bir süre daha bölgede kaldıktan sonra suların soğumasıyla birlikte Atlantik Okyanusu'na doğru uzun yolculuklarına devam ediyor.
Sürdürülebilirlik için kritik uyarılar
Uzmanlar, bu artışın kalıcı olması için denizel kirliliğin tamamen kontrol altına alınması gerektiğinin altını çiziyor. Doç. Dr. Daban, azot ve fosfor girdisinin azaltılması için ileri biyolojik arıtma tesislerinin tam kapasiteyle çalıştırılmasının hayati önem taşıdığını ifade ediyor. Sadece kirlilikle mücadele yeterli değil; aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygulanan hamsi kota uygulaması gibi yöntemlerle, küçük pelajik balıkların aşırı avcılıktan korunması gerekiyor. Eğer gırgır avcılığı gibi yöntemlerle stoklar korunabilirse, Marmara Denizi'nde orkinos gibi avcı türlerin varlığı sürdürülebilir bir şekilde devam edebilir. Bu denge sağlandığı sürece, Marmara'nın sadece bir geçiş güzergahı değil, aynı zamanda bu dev balıklar için verimli bir beslenme alanı olmaya devam edeceği öngörülüyor.