Türkiye'nin farklı bölgelerindeki okullarda son dönemde meydana gelen silahlı olaylar, sadece fiziksel güvenliği değil, öğrencilerin hassas ruh dünyasını da tehdit ediyor. Beklenmedik bir anda yaşanan bu tür kriz durumları, çocukların kendilerini güvende hissettikleri en temel alanlardan biri olan okul ortamına dair algılarını kökten değiştirebiliyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşenur Büyükgöze Kavas, bu tür olayların çocuklar üzerinde yarattığı sarsıcı etkilerin, yetişkinlerin doğru müdahaleleriyle yönetilmesi gerektiğini vurguluyor.
Güven duygusunun sarsılması ve tetikte olma hali
Çocuklar için evlerinden sonra en güvenli liman olarak görülen okulun, silahlı bir tehditle karşılaşması, çocuklarda ciddi bir güven kaybına yol açıyor. Prof. Dr. Büyükgöze Kavas, bu durumun çocuklarda kısa vadede sürekli tetikte olma, ebeveynden ayrılmama isteği ve okuldan soğuma gibi tepkiler doğurduğunu belirtiyor. Özellikle geceleri uykuya dalmakta güçlük çeken, kâbuslar gören veya iştah düzeni bozulan çocuklarda bedensel yakınmalar da sıkça görülüyor. Baş ve karın ağrısı gibi somatik şikayetlerin yanı sıra, en ufak bir seste irkilme veya sürekli bir tehlike beklentisi içinde olma, çocuğun yaşadığı travmanın dışa vurumu olarak değerlendiriliyor. Daha da endişe verici olanı ise, bazı ergenlerin bu tehlike karşısında savunma mekanizması olarak kendilerini koruma içgüdüsüyle silahlanma veya kesici alet taşıma eğilimi göstermesi, okul iklimini daha da riskli hale getirebiliyor.
Kriz anında yetişkinlerin sakinliği hayati önem taşıyor
Böyle bir kriz anında çocukların ilk baktığı yer, ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin yüzündeki ifade ve sergiledikleri tavırdır. Prof. Dr. Büyükgöze Kavas, yetişkinlerin sakinliğini korumasının, çocuğun yeniden güvende hissetmesi için en temel şart olduğunu ifade ediyor. Çocuklar, yaşadıkları olayla ilgili konuşmak istemediklerinde onları zorlamamak, ancak konu açıldığında da sadece doğru ve gerekli bilgilerle sınırlı kalarak onları bilgilendirmek gerekiyor. Olayın detaylarına, failin kimliğine veya şiddet içeren görüntülere çocukların maruz kalmasını engellemek, travmanın derinleşmemesi adına kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Mümkün olan en kısa sürede okul ve evdeki eski rutinlere dönmek, çocuğa hayatın devam ettiği ve güvende olduğu mesajını veren en güçlü araçtır.
Uzman desteği ne zaman devreye girmeli?
Eğer çocukta gözlemlenen tepkiler zamanla azalmıyor, aksine şiddetleniyorsa, bu durum profesyonel bir desteğin şart olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Büyükgöze Kavas, akademik performansta belirgin düşüş, yoğun suçluluk duygusu, geleceğe dair umutsuzluk ve okula gitmeyi tamamen reddetme gibi belirtilerin, travma sonrası stres bozukluğu veya depresyonun habercisi olabileceği konusunda uyarıyor. Uzun vadede yardım alınmayan bu tür süreçler, çocuğun ruh sağlığında kalıcı izler bırakabiliyor. Bu nedenle, belirtilerin devamlılığı durumunda bir uzmandan destek almak, çocuğun normal yaşam rutinine dönmesini kolaylaştırıyor ve yaşadığı travmatik süreci daha sağlıklı bir şekilde anlamlandırıp geride bırakmasına yardımcı oluyor.