Havadis | Yaşam | Sabah namazı öncesi gelen ilham: 200 bin iğne darbesiyle nakışa dökülen rüya

Sabah namazı öncesi gelen ilham: 200 bin iğne darbesiyle nakışa dökülen rüya

Manisa'da yaşayan nakış eğitmeni Bilgin Barutçu, sabahın ilk ışıklarına yakın gördüğü manevi bir rüyayı, 200 binden fazla iğne vuruşuyla devasa bir sanat eserine dönüştürerek görenleri hayran bıraktı.

Manisa'da yaşayan nakış eğitmeni Bilgin Barutçu, sabahın ilk ışıklarına yakın gördüğü manevi bir rüyayı, 200 binden fazla iğne vuruşuyla devasa bir sanat eserine dönüştürerek görenleri hayran bıraktı.

Sabah namazı öncesi gelen ilham: 200 bin iğne darbesiyle nakışa dökülen rüya
KAYNAK: İhlas Haber Ajansı

Manisa'nın köklü el sanatları geleneğini modern tekniklerle buluşturan Bilgin Barutçu, sıradan bir güne başlarken zihninde beliren manevi bir vizyonu, nakış makinelerinin hassas dünyasında ölümsüzleştirdi. İlahiyat Fakültesi mezunu olmasına rağmen, gençlik yıllarından itibaren gönlünü nakış sanatına kaptıran Barutçu, bugün Kurşunluhan'daki atölyesinde hem öğrencilerine yol gösteriyor hem de kendi sanatsal arayışlarını sürdürüyor. Sanatçının son çalışması, sadece teknik bir başarı değil, aynı zamanda derin bir manevi yolculuğun somut bir yansıması olarak dikkat çekiyor.

Rüyadan tuvale uzanan manevi tasarım

Barutçu'nun bu özel eseri ortaya çıkarma süreci, bit pazarında tesadüfen bulduğu bir metrekarelik çerçeveyle başladı. Çerçevenin boşluğunu neyle dolduracağını düşündüğü günlerin ardından, sabah namazına yakın bir vakitte gördüğü rüya, tüm tasarımın ana hatlarını belirledi. Rüyasında Allah lafzını, İslam dünyasının kutsal mekanları olan Mescid-i Aksa ve Kâbe-i Muazzama'yı ve Hz. Muhammed ismini bir arada gören Barutçu, uyanır uyanmaz bilgisayar başına geçerek bu vizyonu dijital desenlere aktardı. Parça parça işlenen bu dörtlü tasarım, sanatçının ifadesiyle hem bir rüyanın hatırası hem de kalbindeki inancın bir temsili haline geldi.

İğne ve ipliğin sabırla buluştuğu nokta

Eserin tamamlanması, ciddi bir teknik disiplin ve sabır gerektirdi. Dört ayrı parçadan oluşan tasarımın her bir bölümü, yaklaşık 45 ile 50 bin arasında değişen iğne vuruşuyla işlendi. Toplamda 200 binin üzerinde batışla hayat bulan bu devasa nakış, parçaların özel bir teknikle birleştirilmesiyle nihai formuna kavuştu. Barutçu, bu çalışmanın sadece görsel bir şölen olmadığını, aynı zamanda nakış sanatının sınırlarını zorlayan bir işçilik örneği olduğunu vurguluyor. Eseri görenlerin büyük beğenisini kazanan bu çalışma, sanatçının kişisel koleksiyonunda özel bir yere sahip olduğu için satılmıyor, ancak benzer manevi değerleri taşıyan yeni eserler için kapısı açık tutuluyor.

Ustalık gerektiren teknik detaylar

Nakış sanatında sadece tasarımın değil, makine ayarlarının da büyük bir ustalık gerektirdiğini belirten Barutçu, özellikle yoğunluk ayarının önemine dikkat çekiyor. Density olarak adlandırılan bu ayarın, kumaşın dokusuna göre hassas bir şekilde yapılması gerektiğini ifade eden eğitmen, yanlış bir ayarın kumaşta büzülmelere veya yırtılmalara yol açabileceğini belirtiyor. Yılların getirdiği tecrübeyle, Atatürk portrelerinden karmaşık kıyafet süslemelerine kadar pek çok alanda uzmanlaşan Barutçu, nakışın sadece bir süsleme sanatı değil, aynı zamanda bir mühendislik ve sabır işi olduğunu kanıtlıyor. Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde otizmli bireylerden yetişkinlere kadar geniş bir kitleye eğitim veren Barutçu, sanatı aracılığıyla hem topluma katkı sağlıyor hem de geleneksel el sanatlarını geleceğe taşıyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız