Antalya'nın sarp yamaçlarında ve Toros Dağları'nın bin ile 2 bin 200 metre arasındaki yüksek rakımlı bölgelerinde, alışılagelmişin dışında bir yaşam mücadelesi veriliyor. Kovanlarından oğul vererek ayrılan ve doğanın derinliklerine kaçan arı kolonileri, bal avcıları için adeta bir dedektiflik hikayesinin başlangıcını oluşturuyor. Yıllardır bu zorlu coğrafyada arıcılıkla uğraşan İbrahim Topaca, kaçan arıların izini sürmeyi bir tutku haline getirmiş durumda. Arıların peşine düşen bu avcılar, günlerce süren sabırlı bir takibin ardından ağaç kovuklarına veya sarp kayalıkların arasındaki doğal deliklere gizlenmiş yuvaları tespit ediyor. Bu süreç, sadece bir bal toplama işi değil, aynı zamanda doğayla kurulan derin bir bağın ve bitmek bilmeyen bir sabrın hikayesi olarak öne çıkıyor.
Doğanın izinde süren sabırlı takip
Arıların izini sürmek, özellikle su kenarlarında yoğunlaşan bir gözlem sürecini gerektiriyor. Dere yataklarına su içmeye gelen arıları dikkatle takip eden Topaca, onların yöneldiği bölgeleri belirleyerek ağaç kovuklarını ve kayalıkları tek tek kontrol ediyor. Arıların doğal yaşam alanlarını bulmak, büyük bir emek ve uzmanlık gerektiriyor. Tespit edilen yuvalar, arıcılar dağlardan kovanlarını indirdikten sonra, yani eylül veya ekim aylarında hasat edilmek üzere işaretleniyor. Bu yöntemle, arıların doğal döngüsüne zarar vermeden, onların kendi başlarına oluşturdukları peteklerden elde edilen bal, yüksek rakımlı bölgelerin sunduğu eşsiz bir lezzet olarak ortaya çıkıyor.
Şifa kaynağı balın zorlu yolculuğu
Elde edilen balın miktarı, tamamen arıların o yılki başarısına ve şansa bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Bazı yuvalardan 3 kilogram bal alınabilirken, bazılarından 15 kilograma kadar ürün çıkabiliyor. Gidengelmez Dağları'nın egzoz dumanından ve sanayi kirliliğinden uzak, binbir çeşit çiçekle bezeli zirvelerinde üretilen bu bal, tamamen organik yapısıyla dikkat çekiyor. Arıların kendi peteklerini ördüğü ve dışarıdan hiçbir müdahalenin olmadığı bu süreç, balın kalitesini en üst seviyeye taşıyor. Özellikle sağlık sorunları yaşayan kişilerin yoğun ilgi gösterdiği bu doğal ürün, Toroslar'ın sunduğu bir şifa kaynağı olarak kabul ediliyor.
Geleneksel yöntemlerle korunan arı nesli
Bal hasadı sırasında arılara zarar vermemek, bu işin en temel kuralı olarak uygulanıyor. Topaca, balı aldıktan sonra arıları telef olmaktan kurtarmak için onları özenle kovanlara taşıyor. Çocukluğundan beri bu işi bir hastalık gibi tutkuyla yaptığını belirten Topaca, dağ taş demeden karış karış gezerek arıların izini sürmenin kendisi için bir yaşam biçimi olduğunu ifade ediyor. Şeker katkısı içermeyen, fabrika dumanından uzak ve yaban hayatının cıvıltıları arasında üretilen bu bal, kilogramı 8 bin liraya kadar alıcı bulabiliyor. Doğanın sunduğu bu nadide hazine, hem arıların korunmasını sağlıyor hem de geleneksel yöntemlerin modern dünyada hala yaşatılabileceğini kanıtlıyor.