Havadis | Yaşam | Yozgat'ın köyünde 41 yıllık gelenek: Odun ateşinde yükselen emek

Yozgat'ın köyünde 41 yıllık gelenek: Odun ateşinde yükselen emek

Yozgat'ın Büyükmahal köyünde yaşayan Bektaş ve Ümmügülsüm Uğurlu çifti, 1985 yılından beri Sarı Bursa buğdayını geleneksel yöntemlerle işleyerek sofralara taşıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan ve gece yarısına kadar süren bu zahmetli üretim süreci, modern makinelerin aksine tamamen el emeği ve sabırla şekilleniyor.

Yozgat'ın Büyükmahal köyünde yaşayan Bektaş ve Ümmügülsüm Uğurlu çifti, 1985 yılından beri Sarı Bursa buğdayını geleneksel yöntemlerle işleyerek sofralara taşıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan ve gece yarısına kadar süren bu zahmetli üretim süreci, modern makinelerin aksine tamamen el emeği ve sabırla şekilleniyor.

Yozgat'ın köyünde 41 yıllık gelenek: Odun ateşinde yükselen emek
KAYNAK: İhlas Haber Ajansı

Yozgat’ın Büyükmahal köyünde, modern dünyanın hızına inat, 1985 yılından bu yana değişmeyen bir ritimle devam eden bir yaşam mücadelesi var. Bektaş ve Ümmügülsüm Uğurlu çifti, ata mirası olan bulgur üretimini, teknolojinin sunduğu kolaylıklara teslim etmeden, tamamen geleneksel yöntemlerle sürdürüyor. Sarı Bursa cinsi buğdayın tarladan sofraya uzanan serüveninde, bakır kazanların altındaki odun ateşinin sıcaklığı ve çiftin alın teri birleşerek eşsiz bir lezzet ortaya çıkarıyor. Bu süreç, sadece bir üretim değil, aynı zamanda bir kültürün yaşatılması anlamına geliyor.

Sabahın beşinden gece yarısına uzanan mesai

Üretim süreci, buğday hasadının ardından başlayan ve yaklaşık iki ay süren yoğun bir çalışma takvimini kapsıyor. Uğurlu çifti için mesai, gün ağarmadan, sabah saat 05.00 sularında başlıyor. Bir gün buğdayların yıkanmasıyla başlayan hazırlık süreci, ertesi gün bakır kazanlarda odun ateşinde kaynatılmasıyla devam ediyor. Kaynatılan buğdaylar, yani hedikler, güneşte kurutulmak üzere seriliyor. Kuruma işleminin ardından başlayan setenleme, savurma, ayıklama ve eleme aşamaları, çiftin gün boyu süren hummalı çalışmasıyla tamamlanıyor. Gece yarısına kadar devam eden bu yoğun tempo, ürünlerin en doğal haliyle sofralara ulaşmasını sağlıyor.

Emekle yoğrulan 12 tonluk üretim

Ümmügülsüm Uğurlu, bu meşakkatli süreci anlatırken, işin sadece bir üretim değil, bir dayanışma olduğunu da vurguluyor. Çocuklarının ve komşularının desteğiyle ayakta kalmaya gayret ettiklerini belirten Uğurlu, bir seferde yaklaşık 1 ton ürün işlediklerini ifade ediyor. Yıllık hedefleri ise 10 ile 12 ton arasında değişen bir üretim kapasitesine ulaşmak. Günlük yaklaşık 125 çinik bulgur üreten çift, bu ürünleri sipariş üzerine Sorgun, Alaca, Yozgat ve Ankara gibi pek çok noktaya ulaştırıyor. Özellikle gurbetçilerin yoğun ilgi gösterdiği bu geleneksel bulgurlar, sadece bir gıda maddesi değil, aynı zamanda memleket hasretini dindiren bir köprü görevi görüyor.

Geleneksel yöntemlerin sofralardaki karşılığı

Uğurlu çiftinin ürettiği bulgur ve yarma, özellikle lezzet arayışındaki esnaflar ve site sakinleri tarafından tercih ediliyor. Yaz aylarında köylerine gelen gurbetçiler, dönüş yolculuklarında kışlık ihtiyaçlarını karşılamak için bu doğal ürünleri yanlarında götürüyor. Setenleme gibi geleneksel yöntemlerin kullanılması, ürünün dokusunu ve lezzetini korumasında kritik bir rol oynuyor. Modern sanayi tipi üretimden ayrılan bu yaklaşım, Uğurlu çiftinin yıllardır oluşturduğu sadık müşteri ağının da temelini oluşturuyor. Her aşaması büyük bir titizlikle gerçekleştirilen bu üretim, Anadolu'nun kadim mutfak kültürünün bugün hala nasıl canlı tutulabildiğinin en somut örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız