Ankara Kızılcahamam’da yaşayan 100 yaşındaki Muzaffer Gülşen, Türkiye tarihinin en karanlık gecelerinden birinde evlatlarını vatan uğruna toprağa verdi. 15 Temmuz hain darbe girişiminde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde vatan nöbeti tutan iki oğlu ve damadı, F-16’dan atılan bomba sonucu şehit düştü. Gülşen, aradan geçen 10 yıla rağmen evlatlarının ve damadının yokluğunu yüreğinde hissetmeye devam ediyor.
Acı dolu o geceyi anlatan Gülşen, evlatlarının şehadet haberini bir gün sonra aldığını belirtiyor. Telefona ulaşamadığında gelinlerinden gelen "ağır yaralılar" bilgisiyle yıkılan anne, o günden beri evindeki sessizliği ve bitmek bilmeyen yasını anlatıyor. Bugün o acı, bir asırlık ömrünün en büyük yükü olarak omuzlarında duruyor.
Kayıpların ardından gelen hayat
Şehitlerin eşi Menzile Gülşen ise o gece yaşananları vatan savunması olarak nitelendiriyor. Eşinin ve kardeşlerinin darbe haberini alır almaz tereddüt etmeden sokağa çıktığını vurgulayan Gülşen, "Biz bugün durmayacaksak ne zaman duracağız?" diyerek vatan sevgisini özetliyor. Aile, şehitlerin çocuklarının büyümesini, okuldan mezun olmalarını veya evlenmelerini göremediklerini belirterek bu kaybın telafisinin olmadığını söylüyor.
Geleceğe kalan miras
Bugün Türkiye, 15 Temmuz’un yıl dönümünde şehitlerini anarken, Muzaffer Gülşen gibi isimler o günün bedelini en yakından ödeyenler olarak kalmaya devam ediyor. Aile, yaşanan onca acıya rağmen devletin kendilerine sahip çıkmasından memnun. Ancak evlatlarının hayallerinin yarım kalması, geride kalanlar için hala iyileşmesi imkansız bir yara. Peki, bu vatanın korunması adına verilen bu ağır bedeller, gelecek kuşaklara nasıl bir sorumluluk yüklüyor?