Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği (TÖDER) Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi İbrahim Taşel, başkent Ankara’da düzenlenen kapsamlı bir değerlendirme toplantısında, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde sektörün ve ülkenin eğitim gündemini masaya yatırdı. Taşel, Türkiye’nin eğitim sisteminde son dönemde atılan adımların, özellikle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile yeni bir boyuta taşındığını ifade etti. Dört yıla yayılan müfredat değişim sürecinin bu yıl 11’inci sınıflar düzeyinde tamamlandığını, gelecek yıl ise 12’nci sınıfların sisteme dahil edilmesiyle sürecin nihayete ereceğini belirtti. Taşel, bu modelin öğrencinin kalıcı öğrenme becerilerini geliştirmeyi, eğitimi hayatla bütünleştirmeyi ve milli değerleri müfredatın merkezine yerleştirmeyi hedeflediğini vurguladı. Ancak, en iyi müfredatın dahi uygulayıcı olan öğretmenler olmadan başarıya ulaşamayacağının altını çizen Taşel, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlerin dönüşümüne yönelik çalışmalarının kritik önem taşıdığını dile getirdi. Öğrencilerin sınav kaygısı yaşamaması gerektiğini belirten Taşel, LGS ve YKS formatlarında köklü bir değişiklik beklenmediğini, asıl değişimin müfredatın dili ve kavramsal çerçevesinde yaşandığını ifade etti.
Yapay zeka eğitimde nasıl konumlanmalı?
Eğitim dünyasının en çok tartıştığı konulardan biri olan yapay zeka kullanımı konusunda Taşel, oldukça temkinli ve stratejik bir yaklaşım sergiledi. Yapay zekanın eğitim süreçlerinde çok güçlü bir asistan olduğunu kabul eden Taşel, bunun bir patron haline gelmesinin öğrencinin düşünme fonksiyonlarını köreltebileceği uyarısında bulundu. Öğrencinin kolaycılığa kaçmasına ve bilgiyi çabuk tüketmesine yol açabilecek bu teknolojinin, insanın yerini almasının mümkün olmadığını belirten Taşel, yapay zekanın ders anlatımını kolaylaştıran, öğrencinin eksiklerini görmesini sağlayan bir araç olarak kalması gerektiğini savundu. Bu konuda hem bakanlıkların hem de özel okulların değerleri koruyarak yenilikleri sisteme entegre etme çabasında olduğunu belirtti.
Eğitimi itibarsızlaştırmak milli güvenlik sorunudur
Toplantıda dikkat çeken bir diğer önemli başlık ise eğitimin toplumsal algısı oldu. Taşel, son dönemde üniversite eğitimini ve genel olarak okumayı değersizleştiren söylemlerin, ülkenin geleceği adına büyük bir risk taşıdığını ifade etti. Okumanın gereksiz olduğu yönündeki ifadelerin bir süre sonra milli güvenlik sorunu haline gelebileceğini belirten Taşel, bu tür yaklaşımların toplumun eğitim motivasyonunu kırdığını vurguladı. Öte yandan, özel okul ücretleri üzerinden yürütülen tartışmalara da değinen Taşel, Türkiye genelindeki 13 bin özel okulun sadece küçük bir kısmının uyguladığı yüksek ücretlerin, tüm sektörü temsil ediyormuş gibi yansıtılmasının haksızlık olduğunu belirtti. Bir okulun kalitesinin sadece ücretiyle ölçülemeyeceğini hatırlatan Taşel, velilerin erişebileceği makul ücret politikaları için çalıştıklarını ifade etti.

Velilere destek için KDV çağrısı
Servis ve yemek gibi ek hizmetlerin maliyetlerinin, akaryakıt ve yedek parça gibi kalemlerdeki artışlardan doğrudan etkilendiğini belirten Taşel, velilerin üzerindeki yükü hafifletmek için somut bir öneride bulundu. Özel okul ücretlerinde uygulanan KDV oranının kaldırılması veya yüzde 1 gibi sembolik bir seviyeye çekilmesi gerektiğini savunan Taşel, bu adımın doğrudan özel okula değil, çocuğunu okutmak isteyen veliye bir destek olacağını vurguladı. Eğitim sektörünün sürdürülebilirliği ve velilerin üzerindeki mali baskının azaltılması için bu tür düzenlemelerin hayati önem taşıdığını belirten Taşel, sektörün tüm paydaşlarıyla birlikte daha erişilebilir bir eğitim ortamı oluşturma gayretinde olduklarını sözlerine ekledi.