Türkiye'de organ nakli bekleyen binlerce hasta için zaman, her geçen saniye daha da daralan bir çember haline geliyor. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen ve 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında düzenlenen sempozyumda paylaşılan veriler, durumun vahametini bir kez daha gözler önüne serdi. Ülke genelinde 30 binin üzerinde vatandaşın nakil listelerinde umutlu bekleyişi sürerken, her gün yaklaşık 13 hastanın uygun organ bulunamaması nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı. Bu tablo, organ bağışının sadece bireysel bir karar değil, toplumsal bir zorunluluk olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Toprağa Giden Değil, Can Veren Bir Miras
Organ bağışının bir insanın başka bir insana sunabileceği en kıymetli armağan olduğunu belirten Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Sibel Kulaksızoğlu, bu sürecin sadece tıbbi bir nakil işlemi olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Kulaksızoğlu, organ bağışının bir aileye yeniden umut, bir çocuğa ise geleceğini yaşama şansı vermek anlamına geldiğini vurgulayarak, toplumun her kesiminin bu konuda bilinçlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Kendi yaşamımızın bir gün sona ereceği gerçeğiyle yüzleşirken, aldığımız bir kararla başka hayatların devamına katkıda bulunmanın, yaşamın değerini bilenlerin gösterebileceği en büyük dayanışma örneği olduğunu belirtti.
Cerrahi Başarının Arkasındaki Fedakarlık
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Arif Aslaner ise merkezlerinde gerçekleştirilen karaciğer, böbrek ve pankreas nakillerinde en gelişmiş cerrahi tekniklerin kullanıldığını ve başarı çıtasının sürekli yükseltildiğini belirtti. Ancak bu başarının sadece teknik bir süreç olmadığını, arkasında büyük bir emek ve özveri yattığını ifade eden Aslaner, gece gündüz demeden hastaları için yollara düşen, ameliyat masasında saatlerce ter döken transplantasyon ekibine teşekkür etti. Aslaner, bu sürecin asıl kahramanlarının ise en acılı anlarında bile vefat eden yakınlarının organlarını bağışlayarak başka insanlara hayat veren aileler olduğunu dile getirdi.
Aile İçi İletişim Hayat Kurtarıyor
Organ bağışı sürecinde aile içi iletişimin kritik bir rol oynadığını belirten Doç. Dr. Kemal Eyvaz, Türkiye'de nakil bekleyen hasta sayısının fazlalığına dikkat çekerek, özellikle beyin ölümü gerçekleşen hastalardan yapılacak bağışların hayati bir kaynak oluşturduğunu vurguladı. Beyin ölümünün tıbben ve dinen ölüm olarak kabul edildiğini hatırlatan Eyvaz, bağış yapılmadığı takdirde bu organların kişiyle birlikte toprağa gittiğini, oysa birçok hastaya şifa olabileceğini belirtti. İnsanların hayattayken organ bağışçısı olduklarını aileleriyle paylaşmalarının, süreç başladığında ailelerin karar vermesini kolaylaştırdığını ve bu sayede bekleme sürelerinin kısalabileceğini ifade etti. Sempozyum, nakil sürecini başarıyla atlatan hastaların deneyimlerini paylaşmasıyla sona erdi.