Bingöl'de görev yapan Avukat Murat Tuğa, trafik kazalarının ardından yürütülen hukuki süreçlerde vatandaşların sıklıkla yaptığı hataların, tazminat haklarının eksik kalmasına veya tamamen kaybedilmesine yol açtığını belirtti. Bir trafik kazası meydana geldiğinde sürecin sadece ceza soruşturması veya araçtaki maddi hasarın onarımıyla sınırlı olmadığını ifade eden Tuğa, kazanın niteliğine göre destekten yoksun kalma, sürekli veya geçici iş göremezlik, manevi tazminat ve sigorta tazminatı gibi çok katmanlı hukuki taleplerin doğabileceğine dikkat çekti. Vatandaşların çoğu zaman kaza tespit tutanağındaki ilk verilerle yetinerek süreci sonuçlandırmaya çalıştığını belirten Tuğa, bu durumun ileride telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına kapı araladığını vurguladı.
Kusur oranında ilk tespit nihai sonuç değildir
Trafik kazası davalarında kusur oranının tazminat miktarını belirleyen en temel unsurlardan biri olduğunu hatırlatan Avukat Tuğa, vatandaşların kaza tespit tutanağındaki kusur oranını değişmez bir gerçek olarak kabul etme yanılgısına düştüğünü ifade etti. Oysa uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre kaza tutanağı, olay yeri incelemesi, kamera kayıtları, tanık beyanları ve araçların hasar durumlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tuğa, bilirkişi incelemelerinin ilk tespitleri değiştirebileceğini hatırlattı. Sadece ilk tutanak üzerinden hareket etmenin, gerçek kusur dağılımının göz ardı edilmesine ve tazminat hesaplamalarının yanlış yapılmasına neden olabileceğini belirten Tuğa, her dosyanın kendi içinde özel bir inceleme gerektirdiğini vurguladı.
Sigorta ödemeleri gerçek zararı karşılamıyor olabilir
Sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemelerin, mağdurun tüm haklarını karşıladığına dair yaygın bir yanlış algı olduğunu belirten Tuğa, bu ödemelerin hangi zarar kalemi için yapıldığının ve hesaplamanın hangi verilere dayandığının titizlikle incelenmesi gerektiğini söyledi. Özellikle bedensel yaralanma veya ölümle sonuçlanan kazalarda hesaplamaların oldukça teknik bir süreç gerektirdiğini ifade eden Tuğa, sigorta şirketinin yaptığı ödemenin gerçek zararı karşılayıp karşılamadığının ancak uzman bir değerlendirme ile anlaşılabileceğini belirtti. Ayrıca, araç hasarı ile değer kaybının birbirinden tamamen farklı kavramlar olduğunu hatırlatan Tuğa, aracın onarılmış olmasının piyasa değerindeki düşüşü telafi etmediğini, bu nedenle değer kaybı taleplerinin de ayrı bir başlık olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.
Tedavi süreci ve destekten yoksun kalma tazminatı
Yaralanmalı kazalarda sadece ilk hastane kayıtlarının değil, tüm tedavi sürecinin tazminat miktarını doğrudan etkilediğini belirten Tuğa, sağlık belgelerinin eksiksiz muhafaza edilmesinin önemine değindi. Yaralanmanın kişinin günlük yaşamı ve çalışma gücü üzerindeki etkilerinin, tazminatın kapsamını belirleyen en önemli unsurlardan biri olduğunu ifade eden Tuğa, ölümlü kazalarda ise durumun daha farklı bir hukuki boyuta taşındığını belirtti. Hayatını kaybeden kişinin desteğinden mahrum kalan yakınları için destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat haklarının doğduğunu söyleyen Tuğa, ölen kişinin yaşı, geliri ve kusur durumu gibi verilerin hesaplamalarda kritik rol oynadığını vurguladı. Son olarak, kazadan hemen sonra zararın boyutu tam olarak netleşmeden yapılan uzlaşmaların büyük bir hata olduğunu belirten Tuğa, vatandaşların haklarını tam olarak bilmeden hiçbir belgeye imza atmamaları gerektiğini sözlerine ekledi.