Bitlis Eren Üniversitesi öğrencileri Remziye Öğrü ve Gülcan Bulut, Bitlis’in hafızası Hazo Hanı’nı kişisel hikayelerini anlattıkları bir sahneye dönüştürdü. İki öğrencinin iki yıl boyunca üzerinde çalıştığı eserler, sanatseverlere hem duygusal hem de düşündürücü anlar yaşatıyor.

Duyguların sanata dönüşen hali
Remziye Öğrü, sergisini iki yıl önce kaybettiği babasına adadı. Babasının hastalık sürecini ve ardından gelen vefatını konu alan çalışmalarında, acı ve hatıralar ön planda. En çarpıcı parça ise bir cam fanus. İçinde babasının son giydiği kıyafetler ve yıllarca elinden düşürmediği tespihi duruyor. Öğrü, bu eşyaları toprağa dönüşün bir simgesi olarak sergiliyor.

İnsan vücudu üzerinden varoluş dersi
Gülcan Bulut ise bambaşka bir pencere açıyor. 3D yazıcılarla insan uzuvları tasarlayan Bulut, hayatın bebeklikten yaşlılığa uzanan değişimini sorguluyor. Uzuvları sadece bir organ olarak değil, insanın yaş alırken yaşadığı değişimlerin ve yok oluşun bir ifadesi olarak kullanıyor. Tarihi mekanın ruhuyla birleşen bu çalışmalar, izleyenlere insanın dünyadaki kısa yolculuğunu hatırlatıyor.

Bu sergi, sadece bir okul projesi değil. Bir öğrencinin kaybıyla yüzleşmesi ve diğerinin insan doğasını irdelemesi. Tarihi bir mekanda hayat bulan bu eserler, izleyen herkesi kendi hayatı üzerine düşünmeye davet ediyor. Peki, sen bir mekanın hafızasıyla kişisel bir hikayenin birleştiği böyle bir sergide neler hissederdin?




