Denizli’nin Çivril ilçesinde bu yıl 28’incisi düzenlenen Uluslararası Elma, Tarım ve Kültür Festivali, sadece eğlenceye değil, aynı zamanda bölgenin derin tarihine de ev sahipliği yaptı. Festival programı dahilinde Çivril Tren Yolu Gar Binası Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen Çivril Tarihi ve Beycesultan Kazı Çalışmaları başlıklı konferans, ilçe sakinlerinden büyük ilgi gördü. Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eşref Abay’ın konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte, bölgenin binlerce yıllık geçmişi ve Beycesultan Höyüğü’nde yürütülen kazıların sonuçları detaylı bir şekilde ele alındı. Prof. Dr. Abay, Beycesultan’ın sadece bir arkeolojik alan olarak görülmemesi gerektiğini, buranın Çivril’in tarihsel hafızasını temsil eden en önemli merkez olduğunu vurguladı.
Tarımın ve yaşamın kadim merkezi
Konferansta üzerinde durulan en önemli konulardan biri, Çivril Ovası’nın tarih öncesi dönemlerden bu yana kesintisiz bir yerleşim alanı olma özelliğiydi. Prof. Dr. Abay, bölgenin verimli toprak yapısının, binlerce yıl boyunca farklı toplulukların burada tarım yapmasına ve yerleşik hayata geçmesine olanak tanıdığını belirtti. Beycesultan çevresinde yapılan kazılarda elde edilen veriler, bölgede sadece tarımsal faaliyetlerin değil, hayvancılığın da oldukça gelişmiş olduğunu gösteriyor. Özellikle at varlığına dair bulgular, dönemin ekonomik ve sosyal yapısı hakkında önemli ipuçları sunuyor. Ayrıca, at arabası kullanımına dair ulaşılan arkeolojik kanıtlar, bölgedeki yaşamın sanılandan çok daha gelişmiş bir teknolojik ve sosyal seviyede olduğunu kanıtlıyor.
Tekstil üretiminde öncü bir medeniyet
Beycesultan kazılarının en dikkat çekici sonuçlarından biri ise tekstil alanındaki bulgular oldu. Tunç Çağı’na kadar uzanan bir geçmişe sahip olan bu bulgular arasında, çivit mavisiyle boyanmış tekstil parçaları ve tek iğneli örgünün bilinen en erken örnekleri yer alıyor. Bu keşifler, bölgede yaşayan antik toplulukların el sanatları, boyama teknikleri ve tekstil üretimi konusunda oldukça ileri bir bilgi birikimine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Prof. Dr. Abay, bu bulguların bölgenin kültürel zenginliğini ve sanatsal üretim kapasitesini belgelediğini ifade etti. İnsanların toplumsal düzenleri değişse bile, Çivril Ovası’nın sunduğu imkanlar sayesinde bu coğrafyadan hiçbir zaman kopmadıklarını ve binlerce yıl boyunca burayı yaşam alanı olarak tercih ettiklerini belirtti.
Geçmişten günümüze değişmeyen coğrafya
Günümüzde Çivril Ovası’ndaki yerleşimin dağlık bölgelere doğru genişlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Eşref Abay, geçmişle bugün arasındaki en önemli ortak noktanın coğrafyanın sunduğu yaşam olanakları olduğunu dile getirdi. İnsanların binlerce yıl önce olduğu gibi bugün de aynı toprakların sunduğu bereketi kullandığını belirten Abay, Beycesultan’a sahip çıkmanın aslında Çivril’in ortak hafızasına sahip çıkmak anlamına geldiğini söyledi. Konferans boyunca höyüğün farklı dönemlerdeki yerleşim özellikleri, kazılarda gün ışığına çıkarılan arkeolojik eserler ve Çivril Ovası’nın bölgesel tarihteki stratejik önemi, katılımcılarla paylaşıldı. Etkinlik, bölge halkının kendi topraklarının tarihine olan merakını ve ilgisini bir kez daha gözler önüne serdi.