ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'nin İsrail'e karşı askeri bir çatışmaya girmesini bizzat kendisinin engellediğini öne sürerek dikkatleri üzerine çekti. İsrail kanadından gelen sert açıklamalar ise bölgedeki tansiyonun yüksek seyrettiğini gözler önüne seriyor.
ABD Başkanı Donald Trump, NATO zirvesi kapsamında gerçekleştirdiği temaslarda, Türkiye’nin bölgesel gücüne ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olan ilişkisine dair çarpıcı ifadeler kullandı. Trump, Türkiye'nin İsrail'e karşı savaşa girmeye hazırlandığını, ancak kendi diplomatik müdahalesiyle bu durumun önüne geçildiğini iddia etti.
Trump, "Türkiye çok güçlü bir askeri kapasiteye sahip. Eğer ben olmasaydım, İsrail'e karşı savaşa girer ve karşı tarafta yer alırlardı" sözleriyle, Ankara'nın askeri gücünün bölgedeki dengeleri değiştirebileceğine vurgu yaptı. Başkan'ın bu iddiaları ilk kez dile getirmediği, daha önce de benzer söylemlerde bulunduğu hatırlatıldı.
İsrail'in F-35 endişesi ve sert söylemler
Trump'ın bu çıkışları, İsrail hükümetinin Türkiye'ye yönelik artan güvenlik endişeleriyle eş zamanlı bir döneme denk geldi. Başbakan Binyamin Netanyahu, Türkiye'nin F-35 programına katılımının bölgedeki hava üstünlüğünü bozacağını savunurken, İsrail Ticaret Bakanı Bezalel Smotrich'in açıklamaları çok daha ileri bir boyuta taşındı. Smotrich, Türkiye'ye karşı askeri müdahale dahil her türlü senaryoya hazır olduklarını belirterek, Ankara'nın İsrail'in varlığına yönelik bir tehdit oluşturmasına müsaade etmeyeceklerini ifade etti.
Medya eliyle körüklenen algı yönetimi
Bölgedeki gerilimi değerlendiren uzman isimlerden Tom Barrack ise, Türkiye ve İsrail arasındaki sürtüşmenin büyük oranda medya tarafından beslenen bir "algı savaşı" olduğunu savunuyor. Barrack, Tel Aviv ve İstanbul basınında birbirine zıt "imparatorluk" vizyonlarının işlendiğini belirterek, bu retoriğin halklar arasındaki gerilimi tırmandırdığına dikkat çekiyor.
Trump'ın herhangi bir somut kanıta dayandırmadığı bu iddialar, uluslararası arenada geniş yankı uyandırırken, Ankara ve Tel Aviv hattındaki diplomatik sessizlik devam ediyor. Gözler, bölgedeki askeri hareketlilik ve F-35 kriziyle ilgili gelecek resmi açıklamalara çevrilmiş durumda.