Havadis | Giresun | Fındıkta tehlike çanları: Küresel rakipler güçlenirken Türkiye maliyet sarmalında

Fındıkta tehlike çanları: Küresel rakipler güçlenirken Türkiye maliyet sarmalında

Giresun'da hasat sonrası serbest piyasada fiyatların 190 lira seviyelerine gerilemesi sektörde endişe yarattı. Sanayici Mustafa Demirci, yüksek üretim maliyetleri ve finansman yükü nedeniyle Türkiye'nin dünya pazarındaki rekabet gücünün ciddi bir risk altında olduğunu vurguladı.

Giresun'da hasat sonrası serbest piyasada fiyatların 190 lira seviyelerine gerilemesi sektörde endişe yarattı. Sanayici Mustafa Demirci, yüksek üretim maliyetleri ve finansman yükü nedeniyle Türkiye'nin dünya pazarındaki rekabet gücünün ciddi bir risk altında olduğunu vurguladı.

Fındıkta tehlike çanları: Küresel rakipler güçlenirken Türkiye maliyet sarmalında
KAYNAK: İhlas Haber Ajansı

Giresun'da fındık hasat sezonunun tamamlanmasıyla birlikte serbest piyasada oluşan fiyat tablosu, üreticiden ihracatçıya kadar tüm paydaşları düşündürüyor. Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) belirlediği alım fiyatlarının oldukça altında seyreden serbest piyasa rakamları, sektörün içinde bulunduğu karmaşık ekonomik yapıyı bir kez daha gözler önüne serdi. Levant kalite fındığın 175-185 lira, Giresun kalite fındığın ise 200-205 lira bandında işlem görmesi, geçen yılki yüksek fiyat beklentisiyle sezona giren üreticiler için hayal kırıklığına yol açtı. Fındık sanayicisi ve iş insanı Mustafa Demirci, bu fiyat hareketlerinin sadece arz-talep dengesiyle açıklanamayacağını, meselenin çok daha derin bir rekabet sorunu olduğunu belirtiyor.

Küresel rakipler pazar payını hızla büyütüyor

Türkiye'nin dünya fındık piyasasındaki hakimiyeti, son yıllarda üretim maliyetlerini düşüren ülkelerin agresif hamleleriyle sarsılıyor. Özellikle Şili, ABD, Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkelerin üretim kapasitelerini katlayarak artırması, Türkiye için ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Demirci, Şili'nin 15 yıl önce neredeyse hiç fındık üretimi yapmazken bugün 115 bin ton seviyesine ulaştığını ve 2030 hedefinin 200 bin ton olduğunu hatırlatıyor. Benzer şekilde ABD'nin üretimini 30 bin tondan 150 bin tona çıkardığını ve 250 bin tonluk bir hedef belirlediğini vurgulayan Demirci, bu ülkelerin daha düşük maliyetlerle ürün sunmasının Türkiye'nin pazar payını doğrudan tehdit ettiğini ifade ediyor. Türkiye'nin dolar bazında tarihinin en yüksek fiyatlarını açıklamasına rağmen üreticinin artan girdi ve işçilik maliyetleri nedeniyle bu rakamları yetersiz bulması, sürdürülebilir bir üretim politikasının aciliyetini ortaya koyuyor.

Finansman yükü fiyatları baskılıyor

Sektördeki fiyat baskısının bir diğer önemli ayağını ise yüksek finansman maliyetleri oluşturuyor. Fındık alımı yapan sanayici ve ihracatçıların ciddi miktarda nakit ihtiyacı olduğunu belirten Mustafa Demirci, banka kredi faizlerinin yüzde 50-60 seviyelerinde seyretmesinin maliyetleri doğrudan yukarı çektiğini söylüyor. İhracatçı, yüksek faizle aldığı finansmanın yükünü ürün fiyatına yansıtmak zorunda kalıyor, bu da serbest piyasadaki fiyatların baskılanmasına neden oluyor. Demirci, maddi durumu elveren üreticilerin TMO'yu tercih ettiğini, ancak nakit ihtiyacı olan üreticilerin ürününü daha hızlı paraya çevirebilmek adına serbest piyasaya yöneldiğini belirtiyor. Bu durum, piyasadaki arzın dengesizleşmesine ve fiyatların TMO seviyelerinin altında kalmasına zemin hazırlıyor.

Stok fazlası ve ihracat kaybı

Fiyatlar üzerindeki baskıyı artıran bir diğer unsur ise geçen yıldan devreden stoklar. Demirci'nin paylaştığı verilere göre, bu yılki yüksek rekolteye ek olarak yaklaşık 200 bin tonluk eski fındık stoğu piyasada arz fazlası yaratıyor. Bu durum, TMO'nun müdahale alımlarının etkisini sınırlayan bir faktör olarak öne çıkıyor. Öte yandan, ihracat rakamlarındaki düşüş de sektörün geleceği adına alarm veriyor. Önceki yıllarda 350 bin ton seviyelerine ulaşan iç fındık ihracatının 200 bin ton civarına gerilemesi, dış pazardaki talebin dikkatle analiz edilmesi gerektiğini gösteriyor. Demirci, Türkiye'nin dünya fındık piyasasındaki konumunu koruyabilmesi için sadece fiyat odaklı değil; verimliliği artıran, girdi maliyetlerini düşüren ve tüm paydaşları kapsayan uzun vadeli bir stratejinin şart olduğunu vurguluyor. Sektörün geleceği, üretimden ihracata kadar uzanan bu zincirde kaliteyi korurken maliyetleri aşağı çekebilmekten geçiyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız