İstanbul’un en hareketli noktalarından biri olan Karaköy, bugünlerde yaya ulaşımı ile ilgili oldukça ilginç ve zaman zaman tehlikeli anlara sahne oluyor. Bölgedeki yoğun araç ve insan trafiğini düzenlemek amacıyla yerleştirilen demir bariyerler, yayaların karşıdan karşıya geçiş alışkanlıklarını kökten değiştirmiş durumda. Ancak görünen o ki, yetkililerin yaya güvenliğini sağlamak için kurduğu bu sistem, vatandaşların kısa yol arayışına karşı her zaman başarılı olamıyor. Birçok kişi, alt geçidi kullanmak yerine bariyerlerin sonunu bulmak için dakikalarca yürüyor veya daha da riskli bir yolu seçerek demirlerin üzerinden atlamayı tercih ediyor.
Navigasyon karmaşası ve yaya çaresizliği
Bölgeyi ilk kez ziyaret edenler veya turistler için Karaköy’deki yaya güzergâhı adeta çözülmesi gereken bir bilmeceye dönüşüyor. Yönlendirme tabelalarının yetersizliği veya alt geçit girişlerinin yeterince görünür olmaması, vatandaşları yanlış yönlere sevk edebiliyor. Bölgeye yabancı olan Serdar Dokuyucu, yaşadığı kafa karışıklığını şu sözlerle özetliyor: Yaya geçitlerini takip ettiğimde kendimi bir anda bariyerlerin arasında buluyorum. Alt geçidin nerede olduğunu bulmak gerçekten zor, sanki gizli bir geçit gibi. Yolu çözmeye çalışırken mecburen trafiğin yoğun olduğu noktalara çıkmak zorunda kalıyoruz. Bu durum, sadece yerli vatandaşlar için değil, İstanbul’u keşfetmeye gelen turistler için de ciddi bir ulaşım sorunu yaratıyor.
Bariyerler çözüm mü yoksa engel mi?
Yıllardır Karaköy esnafı veya bölge sakini olarak bu güzergâhı kullananlar ise durumun biraz daha karmaşık olduğunu savunuyor. Uzun süredir bölgede bulunan Mehmet Şirali, bariyerlerin aslında bir zorunluluktan doğduğunu ancak çözümün sadece fiziksel engeller olmadığını belirtiyor. Şirali, daha önce bariyerlerin olmadığı dönemlerde araçların yaya yollarına park ettiğini ve trafiğin kilitlendiğini hatırlatarak, bariyerlerin mecburen konulduğunu ifade ediyor. Ancak ona göre, alt geçitlerin daha işlevsel hale getirilmesi ve insanların bu geçitleri kullanmaya teşvik edilmesi, bariyerlerin üzerinden atlama gibi çirkin görüntüleri ortadan kaldırabilir.
Alışkanlıklar güvenlikten daha mı önemli?
Bölgedeki yaya trafiğini gözlemlediğinizde, kurallara uyanların yanı sıra, 100 metrelik yolu yürümeyi reddedenlerin sayısı da oldukça fazla. Emin Küçük gibi bazı vatandaşlar, yıllardır aynı güzergâhı kullandıklarını ve bariyerlerin kendileri için bir engel teşkil etmediğini savunuyor. Hatta bariyerlerin üzerinden atlamayı bir alışkanlık haline getirenler, bu durumu oldukça doğal karşılıyor. Trafik polislerinin veya yetkililerin müdahalesinin eksikliği de bu cesareti körüklüyor. Oysa yoğun araç trafiğinin aktığı bu caddede, bariyerleri aşmaya çalışırken yaşanabilecek bir kaza, basit bir ulaşım tercihinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Karaköy’deki bu manzara, şehir planlamasında sadece fiziksel engellerin değil, insan psikolojisinin ve günlük hareket alışkanlıklarının da dikkate alınması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.