Mardin'in tarihi dokusuyla özdeşleşen Midyat ilçesinde, yerin derinliklerinden çıkarılan ve yöre halkı tarafından beyaz altın olarak adlandırılan Katori taşı, bugün sadece yerel bir yapı malzemesi olmanın ötesine geçerek küresel bir marka değerine dönüştü. İlçede faaliyet gösteren yaklaşık 60 farklı tesiste, 3 bine yakın emekçinin geçimini sağladığı bu sektör, Mezopotamya'nın kadim mimari mirasını modern dünyanın estetik anlayışıyla buluşturuyor. Ocaklardan bloklar halinde çıkarılan taşlar, fabrikalara ulaştırılarak burada titizlikle işleniyor ve hem yurt içinde hem de yurt dışında pek çok farklı yapının inşasında kullanılıyor.

Teknoloji ve geleneksel ustalığın kusursuz uyumu
Geçmiş yıllarda sadece el keskisi ve çekiç yardımıyla şekillendirilen taşlar, günümüzde CNC tezgahlarının sunduğu teknolojik imkanlarla çok daha hızlı ve hassas bir şekilde ebatlanabiliyor. Ancak bu modernleşme süreci, geleneksel el işçiliğinin terk edildiği anlamına gelmiyor. Aksine, taş işleme ustaları, kültürel bir miras olan el sanatını yaşatmak adına büyük bir özveriyle çalışmaya devam ediyor. İşletme sahibi ve usta Abdulvahap Arbağ, bu taşın nefes alabilen yapısı ve sıcak ile soğuğa karşı gösterdiği yüksek direnç sayesinde mimarların ilk tercihi olduğunu vurguluyor. Arbağ, teknolojiye uyum sağladıklarını ancak gelecek kuşaklara bu zanaatı aktarmak için çocuklarına taşın tozunu yutturarak el işçiliğinin inceliklerini öğretmeyi sürdürdüklerini belirtiyor.

Avrupa ve Arap ülkelerinden gelen yoğun talep
Midyat taşının kullanım alanı, sadece bölgedeki tarihi restorasyon projeleriyle sınırlı kalmıyor. Estetik görünümü ve dayanıklılığı sayesinde villalardan köşk çeşmelerine, camilerden kiliselere kadar geniş bir yelpazede tercih edilen bu doğal malzeme, uluslararası arenada da büyük ilgi görüyor. Özellikle Avrupa'da yaşayan vatandaşların talepleri doğrultusunda kilise, cami ve anıt projelerinde kullanılan Katori taşı, Türkiye'nin dört bir yanından da yoğun sipariş alıyor. Aydın, Kuşadası, İzmir ve İstanbul gibi turizm ve inşaat sektörünün hareketli olduğu bölgelerden gelen talepler, Midyat'taki atölyelerin kapasitesini sürekli canlı tutuyor. Ekipler, tel kesim yöntemleri ve iş makineleriyle ocaklardan çıkardıkları taşları, projelerin ihtiyaçlarına göre fabrikalarda işleyerek dünyanın dört bir yanına gönderiyor.

El sanatının ölmemesi için verilen büyük mücadele
Sektörde nakış ustası olarak görev yapan Ömer Demir, taşın üzerine işlenen motiflerin birer sanat eseri olduğunu ifade ediyor. Makinelerin seri üretim yapabildiği bir çağda, el emeğiyle yapılan çizimlerin ve oymaların taşın ruhunu yansıttığını belirten Demir, bu zorlu süreci severek yürüttüklerini dile getiriyor. El sanatının kaybolmaması için gösterilen bu çaba, Midyat'ın taş işleme geleneğinin sadece bir endüstri değil, aynı zamanda yaşayan bir kültür mirası olduğunu kanıtlıyor. Ustalar, makineleşmenin getirdiği hıza rağmen, taşın üzerindeki her bir detayın insan elinin izini taşıması gerektiğine inanıyor. Bu kararlılık, Midyat'ın yöresel taş sektörünü Türkiye genelinde çok güçlü ve rekabetçi bir konuma taşıyarak, bölge ekonomisine de ciddi bir katma değer sağlıyor.


