Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük medeniyetlerin izlerini taşıyan Bolu, bugün ne yazık ki bu zengin mirasını betonlaşmanın acımasız dişlileri arasında kaybetme riskiyle karşı karşıya. Şehrin merkezinde yer alan tarihi yapılar, yükselen çok katlı binaların arasında adeta nefes alamaz hale geldi. Kaldırımların üzerinde unutulmuş sütun parçaları, yerleşim alanlarının ortasında kalmış mezarlar, çeşmeler ve her geçen gün biraz daha çöken ahşap yapılar, kentin kültürel dokusunun nasıl bir tehdit altında olduğunu somut bir şekilde gözler önüne seriyor. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Süme, bu durumun sadece bir estetik sorun değil, aynı zamanda bir hafıza kaybı olduğunu vurguluyor.

Betonlaşma hırsı kültürel mirası yuttu
Prof. Dr. Süme, şehirdeki tarihi yapıların sağlıklı bir şekilde korunabildiğini söylemenin mümkün olmadığını belirterek, Osmanlı döneminden kalan mimari eserlerin büyük bir kısmının ya tamamen yok olduğunu ya da yok olmaya yüz tuttuğunu ifade ediyor. Şehirleşme sürecinin hızlanmasıyla birlikte Bolu'nun yoğun göç aldığını ve yeni konut ihtiyacının arttığını belirten Süme, bu durumun tarihi doku üzerindeki yıkıcı etkisini şu sözlerle özetliyor: Sahibi vefat etmiş olan tarihi bir konağın varisleri, o yapıyı korumak yerine müteahhitlere vererek üzerine çok katlı betonarme apartmanlar dikmeyi tercih etti. Bu durum, aslında Türkiye genelinde yaşanan bir sorunun Bolu'daki yansımasıdır ve maalesef bu süreçte tarihi yapılarımız kurban edilmiştir.

Yerel yönetimlerin duyarsızlığı süreci hızlandırdı
Tarihi yapıların mevcut karmaşanın içerisinde fark edilmesinin bile imkansız hale geldiğini savunan Prof. Dr. Süme, yerel yönetimlerin tarihsel süreci yönetme konusunda sınıfta kaldığını belirtiyor. Bir tarihi eserin çevresinde, o eserin dokusuna uymayan yapıların bulunmasının büyük bir hata olduğunu vurgulayan Süme, bu tür unsurların ayıklanarak eserin gün yüzüne çıkarılması gerektiğini savunuyor. Yakın çevrede yapılaşmaya izin verilmemesi gerektiğinin altını çizen Süme, yerel yöneticilerin bu konuda yeterince duyarlı davranmadığını ve tarihi mirasın korunması noktasında gerekli iradeyi ortaya koyamadıklarını ifade ediyor.

Mahalle kültürüyle birlikte tarih de yok oluyor
Bolu'nun sadece tekil binalardan ibaret olmadığını, tarihi 12 Müslüman mahallesinin şehrin merkezini oluşturduğunu hatırlatan Prof. Dr. Süme, çözüm önerilerini bütüncül bir bakış açısıyla sunuyor. Sadece tek bir konağı veya binayı restore etmenin yeterli olmayacağını belirten Süme, önce sokağın, ardından da tüm mahallenin kurtarılması gerektiğini savunuyor. Karaçayır ve Akpınar gibi bölgelerin yanı sıra, Osmanlı'nın izlerini taşıyan tüm eski mahallelerdeki eserlerin envanterinin çıkarılması gerektiğini belirten Süme, öncelik sırasına göre restorasyon çalışmalarının başlatılmasının, kentin tarihsel kimliğini yeniden kazanması için tek yol olduğunu sözlerine ekliyor. Bu yaklaşım, sadece binaları değil, aynı zamanda Bolu'nun kaybolmaya yüz tutmuş mahalle kültürünü de yeniden canlandırma potansiyeli taşıyor.



