Türkiye’nin hafızasına kazınan ve büyük infial yaratan cinayetlerin failleri, işledikleri suçların ağırlığı kadar, son yolculuklarındaki gizemle de gündeme geliyor. Özellikle Mersin ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen kan dondurucu olayların ardından hayatını kaybeden saldırganların akıbeti, alışılmışın dışında bir yöntemle belirleniyor. Yetkililer, toplumsal tepkiyi önlemek adına bu kişilerin cenaze süreçlerinde özel bir strateji izliyor.
Sır gibi saklanan defin işlemleri
Özgecan Aslan’ın katili Suphi Altındöken, Kahramanmaraş’taki okul saldırısının faili İsa Aras Mersinli ve son olarak Tarsus’ta 6 kişiyi katleden Metin Öztürk; bu isimlerin hepsi farklı zamanlarda aynı sonla karşılaştı. Hiçbiri geleneksel bir cenaze töreniyle uğurlanmadı. Aksine, cenaze namazları kılınmadan ve aileleri dahi süreçte geri planda tutularak, gece yarısı kimsenin bilmediği noktalara gömüldüler. Devlet, geride kalanların huzurunu bozmamak ve mezarların birer "sembol" haline gelmesini engellemek için yer bilgisini tamamen gizli tutuyor.
Bundan sonra ne olur
Bu uygulama, kamu vicdanını rahatlatmak adına bir devlet politikası haline gelmiş görünüyor. Suçluların mezar yerlerinin açıklanmaması, hem intikam saldırılarını hem de bu kişilerin "kahraman" gibi görülmesini engellemeyi amaçlıyor. Gelecekte benzer infial yaratan suçlarda da yetkililerin aynı "sessiz defin" yöntemini uygulamaya devam edeceği öngörülüyor. Toplum, bu kişilerin isimlerini ve suçlarını hatırlasa da, nereye gömüldüklerini asla öğrenemeyecek.