Samsun sokaklarında yankılanan o tanıdık sesler, aslında bir kültürün ve sağlığın yeniden keşfedilişinin habercisi. Çocukluk yıllarında adım attığı kalaycılık mesleğinde tam 45 yılı geride bırakan 60 yaşındaki Mustafa Yüksel, bugün sadece eski kapları parlatmıyor, aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir geleneği de ocağında canlı tutuyor. Yıllardır mesleğinin sonuna gelindiği yönündeki karamsar tahminlere inat, bakırın mutfaklardaki vazgeçilmez yerini yeniden kazandığını gözlemleyen Yüksel, bu kadim zanaatın asla bitmeyeceğine inanıyor.
Sağlık arayışı bakıra olan ilgiyi artırdı
Bakırın mutfaklarda yeniden başköşeye oturmasının ardında yatan temel nedenin, insanların bu madenin doğal ve koruyucu özelliklerini yeniden keşfetmesi olduğunu belirten usta, bakırın mikrop barındırmayan yapısına dikkat çekiyor. Yüksel, bakırın içine giren bakterileri yok etme ve onları barındırmama gibi eşsiz bir yeteneğe sahip olduğunu, günümüzde bilinçlenen tüketicilerin de bu sağlık avantajı nedeniyle bakır kaplara yöneldiğini ifade ediyor. Geçmişte bakır zehirlenmesi olarak adlandırılan durumların aslında bakırın kendisinden değil, yemeklerin yanlış saklama koşulları nedeniyle bozulmasından kaynaklandığını vurgulayan usta, tıbbi olarak da bu konuda herhangi bir vaka ile karşılaşılmadığını belirtiyor.
Yılların yorgunluğunu parıltıya dönüştürmek
Mustafa Yüksel için atölyesine gelen her eski bakır, aslında anlatılacak bir hikâye ve kurtarılacak bir anı anlamına geliyor. Kimi zaman 30, kimi zaman 50 yıllık, üzerinde yılların yorgunluğunu ve kararmışlığını taşıyan kapların, ellerinde yeniden hayat bulması onun için en büyük motivasyon kaynağı. Bu dönüşüm sürecini bir sanat icra eder gibi yaşayan Yüksel, bakırın o kendine has parlaklığının kendisini her sabah erkenden atölyeye çeken bir mıknatıs gibi olduğunu dile getiriyor. Mesleğini bir zorunluluk değil, büyük bir keyif ve tutku olarak tanımlayan usta, dünyaya yeniden gelse yine aynı yolu seçeceğini ve bu madenle uğraşmaktan asla bıkmayacağını söylüyor.
Geleceğe taşınan bir zanaat mirası
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ocağının başına geçen ve işine duyduğu derin sevgiyle hiçbir zaman yorgunluk hissetmediğini belirten Yüksel, mesleğinin inceliklerini gelecek kuşaklara aktarma konusunda ise biraz buruk. Kendi çocuklarının farklı kariyer yollarını tercih etmesi nedeniyle bu zanaatı devredecek bir çırak bulmanın zorluklarına değinse de, kendisi için kalaycılığın bir yaşam biçimi olduğunu ve ömrü yettiğince bu mesleği sürdürmeye kararlı olduğunu ifade ediyor. Samsun'da bakırın yeniden parlamasını sağlayan bu usta, aslında sadece kapları değil, aynı zamanda mutfak kültürümüzün en önemli parçalarından birini de geleceğe taşımaya devam ediyor.