SpaceX, Falcon 9 roketiyle yörüngeye alışılagelmişin dışında bir teknoloji taşıdı. Uzay görevlerinde güneş panellerinin yetersiz kaldığı durumlar için geliştirilen nükleer enerji sistemi, ticari olarak ilk kez test ediliyor.
Nükleer enerji aslında yeni bir keşif değil:
Uzay ajansları 1960’lardan bu yana nükleer güçten faydalanıyor. Ancak bugüne kadar kullanılan uranyum ve plütonyum tabanlı sistemler, güvenlik riskleri ve yüksek maliyetleri nedeniyle genellikle askeri veya derin uzay görevlerine hapsedildi. Güneş panellerinin veriminin artmasıyla birlikte bu teknolojiler uzun süre göz ardı edildi. Bugün test edilen BOHR projesi ise trityum tabanlı sistemiyle bu durumu değiştirmeyi hedefliyor.

Peki bu teknoloji hayatımızı nasıl etkiler
BOHR, 6 kilogramın altındaki boyutuyla klasik uydulardan oldukça farklı çalışıyor. En önemli özelliği ise 20 yıl boyunca hiçbir dış kaynağa ihtiyaç duymadan enerji üretebilmesi. Sistem, trityumu güvenli bir metal folyo içinde hapsettiği için sızıntı veya patlama riski taşımıyor. Bu teknoloji yaygınlaşırsa, uyduların güneş ışığına bağımlılığı sona erecek. Böylece çok daha dayanıklı ve uzun ömürlü uydu sistemleri kurabileceğiz.

Sırada ne var
Projenin başarılı olması, uzaydaki enerji standartlarını yeniden belirleyebilir. Güneş görmeyen bölgelerde dahi çalışan uydular, uzay iletişimini ve keşif hızını ciddi oranda artıracaktır. Şimdi gözler, yörüngedeki testlerin sonuçlarına çevrildi.