Anadolu topraklarında tıp eğitiminin temellerinin atıldığı, mimari zarafetiyle görenleri büyüleyen 869 yıllık Yağıbasan Medresesi, bugünlerde bakımsızlığın getirdiği hüzünlü bir tabloyla karşı karşıya. Niksar Kalesi’nin iç surlarına yaslanmış vaziyette duran ve Danişmendliler döneminin en kıymetli miraslarından biri kabul edilen bu tarihi yapı, son dönemde yaşanan şiddetli fırtınaların etkisiyle ciddi bir yapısal tehdit altına girdi. Özellikle çatısında meydana gelen hasarlar, medresenin dokusunu korumak adına geçici çözümlerle geçiştirilmeye çalışılıyor.
Geçici önlemler tarihi dokuyu korumaya yetmiyor
Medresenin çatısının bir bölümü, yaklaşık dört yıl önce etkili olan sert rüzgarlar nedeniyle zarar görmüştü. O dönemde kalıcı bir tadilat süreci başlatılmak yerine, hasarlı bölgenin üzerine branda serilerek geçici bir önlem alınması tercih edildi. Ancak doğa olayları karşısında bu basit yöntem, yapının korunması için yeterli olmadı. Yaklaşık üç ay önce yaşanan yeni bir fırtına, çatının diğer kısımlarında da ciddi tahribata yol açtı. Güncel görüntüler, ahşap tavan kaplamalarının yerinden çıktığını ve yapının iç kısımlarının dış etkenlere karşı savunmasız kaldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Mimari bir şaheserin sessiz çığlığı
Nizameddin Yağıbasan tarafından 1157 yılında inşa ettirilen bu eşsiz eser, kapalı avlulu medrese mimarisinin Anadolu’daki ilk ve en nadide örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 11 metre çapındaki görkemli kubbesi ve iki eyvanlı planıyla Türk mimarlık tarihine adını altın harflerle yazdıran medrese, 2009 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçirilmişti. Restorasyonun ardından Niksar Belediyesi tarafından kiralandığı belirtilen yapının, geçen zaman içerisinde yeterli bakım ve onarım süreçlerinden mahrum kalması, bölge halkı ve tarihseverler arasında endişe yaratıyor.
Kapsamlı bir restorasyon süreci bekleniyor
Türk eğitim tarihinin en önemli duraklarından biri olan ve tıp ilminin gelişmesine büyük katkılar sunan Yağıbasan Medresesi, sadece bir taş yığını değil, aynı zamanda kültürel bir hafızadır. Çatısındaki mavi brandaların altında kalan ahşap parçalar ve oluşan derin açıklıklar, yapının daha fazla zarar görmeden acil bir müdahaleye ihtiyaç duyduğunu haykırıyor. Uzmanlar, yüzyıllara meydan okuyan bu tarihi mirasın, daha fazla yıpranmaması adına kapsamlı bir restorasyon çalışmasının ivedilikle başlatılması gerektiğini vurguluyor. Tarihi yapının özgün dokusuna uygun şekilde onarılması, gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıyor.