İstanbul Çağlayan Adliyesi, uluslararası hukuku sarsan ve vicdanları yaralayan bir davanın ilk duruşmasına ev sahipliği yaptı. 2025 yılında Gazze'ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu'na yönelik gerçekleştirilen silahlı müdahale, Türkiye'de açılan tarihi bir dava ile yargı önüne taşındı. Aralarında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İtamar Ben-Gvir'in de bulunduğu 35 sanığın, evrensel yargı yetkisi kapsamında yargılandığı bu süreç, sadece bir saldırı davası değil, aynı zamanda sistematik bir yok etme politikasının hukuki bir hesaplaşması olarak görülüyor. Duruşma sürerken adliye önünde bir araya gelen aktivistler ve mağdur avukatları, adaletin tecellisi için kararlılık mesajları verdi.

Uluslararası hukukta yeni bir dönüm noktası
Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) Başkanı Avukat Enes Kafadar, davanın sadece sivil yardım filolarına yönelik müdahalelerle sınırlı olmadığını, bunun çok daha geniş bir suç zincirinin parçası olduğunu belirtti. Kafadar, mahkeme heyeti huzurunda ifade veren mağdurların, maruz kaldıkları eziyetleri ve uluslararası hukukun nasıl ayaklar altına alındığını tüm çıplaklığıyla anlattıklarını ifade etti. İddianamede de vurgulandığı üzere, bu eylemlerin sivil nüfusa karşı yürütülen sistematik aç bırakma ve yok etme politikasının, yani doğrudan soykırım ve insanlığa karşı suçların açık denize uzanan bir yansıması olduğu kaydedildi. Yıllardır susturulmaya çalışılan hakikatlerin artık resmi mahkeme tutanaklarına geçtiği bu süreç, küresel adalet arayışının en somut adımlarından biri olarak nitelendiriliyor.

20 ülkede eşgüdümlü hukuki mücadele
Global Sumud Filosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Hukuk Danışmanı Avukat Hüseyin Dişli, Türkiye'nin bu hukuki süreçte öncü bir rol üstlendiğini belirterek, saldırılarla ilgili olarak dünya genelinde 20 farklı ülkede hukuki süreçlerin devam ettiğini açıkladı. İtalya Roma Başsavcılığı'nın Avrupa adli iş birliği kapsamında 11 ülke ile birlikte yeknesak bir delil sistemi kurduğunu hatırlatan Dişli, Türkiye'de görülen bu davanın uluslararası hukukta son derece bağlayıcı ve geçerli bir nitelik taşıdığını vurguladı. 26 Mayıs 2026 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yapılan başvurunun da bu dosya ile desteklendiğini belirten hukukçular, uluslararası yargıda önemli sonuçlar almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Gazze bir açık hava hapishanesi değil, soykırım kampı
Mavi Marmara Derneği Başkanı Beheşti İsmail Songür, Gazze'deki insani duruma dikkat çekerek, uluslararası hukukun temel haklarının bile yok sayıldığını belirtti. Songür, gıda, temiz su ve ilaç gibi en temel yaşamsal ihtiyaçların geçişine izin verilmediğini, bölgenin bir açık hava hapishanesinden ziyade bir soykırım kampına dönüştürüldüğünü ifade etti. Duruşmayı takip eden Milletvekili Sema Silkin Ün ise dünyada adalet bekleyen milyonların gözünün bu mahkemede olduğunu belirterek, çıkacak kararın İsrail'in cezasızlık algısına büyük bir darbe vuracağına inandığını söyledi. Filistin'e Destek Platformu Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve Mazlum-Der Başkanı Avukat Kaya Kartal da davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını, cezasızlık psikolojisinin sona ermesi için sivil toplumun ve basının bu sürece sahip çıkması gerektiğini vurguladı.




