Havadis | Yaşam | Ayak parmakları kırılıp yanlış kaynadı: 12 Eylül'ün izlerini 46 yıldır bedeninde taşıyor

Ayak parmakları kırılıp yanlış kaynadı: 12 Eylül'ün izlerini 46 yıldır bedeninde taşıyor

Darbe gecesi İstanbul'da tankların gölgesinde başlayan kabus dolu günleri anlatan Ahmet Bağcı, gördüğü ağır işkencelerin fiziksel ve ruhsal tahribatını yıllar sonra bile unutamıyor. 95 gün boyunca tedavi edilmeyen kırık parmakları sakat kalan Bağcı, o dönemin karanlık yüzünü ve arkadaşlarının idamına giden süreci Havadis'e anlattı.

Darbe gecesi İstanbul'da tankların gölgesinde başlayan kabus dolu günleri anlatan Ahmet Bağcı, gördüğü ağır işkencelerin fiziksel ve ruhsal tahribatını yıllar sonra bile unutamıyor. 95 gün boyunca tedavi edilmeyen kırık parmakları sakat kalan Bağcı, o dönemin karanlık yüzünü ve arkadaşlarının idamına giden süreci Havadis'e anlattı.

Ayak parmakları kırılıp yanlış kaynadı: 12 Eylül'ün izlerini 46 yıldır bedeninde taşıyor
KAYNAK: İhlas Haber Ajansı

Kahramanmaraş'ta yaşayan 66 yaşındaki Ahmet Bağcı, Türkiye tarihinin en sancılı dönemlerinden biri olan 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden geçen 46 yıla rağmen, o günlerin bıraktığı derin izleri hala bedeninde ve zihninde taşıyor. Gençlik yıllarında üniversite öğrencisi olduğu dönemde yaşadığı olayları, darbe gecesinin soğuk atmosferini ve sonrasında maruz kaldığı insanlık dışı muameleleri anlatan Bağcı, o dönemde yaşananların sadece bir siyasi müdahale değil, aynı zamanda bir neslin geleceğine vurulan ağır bir darbe olduğunu vurguluyor.

Tankların gölgesinde bir gece

Darbeden bir gün önce İstanbul'da hissedilen olağanüstü askeri hareketlilik, Bağcı'nın zihninde hala canlılığını koruyor. O dönemde Fındıkzade civarında bulunan ve ilerleyen yıllarda milletvekilliği ile bakanlık görevlerinde bulunacak olan merhum Ali Doğan'ın uyarılarına rağmen, sokaklardaki gerginlik hızla tırmanıyordu. Gece saat 11 sularında sokağa giren tankları penceresinden gördüğünde, durumun ciddiyetini anladığını belirten Bağcı, o geceyi şu sözlerle özetliyor: Her zamanki görevli askerlerin yerini, çelik miğferli ve mermi şeritli, daha önce hiç görmediğimiz askerler almıştı. Yurda ulaşana kadar geçtiğimiz yedi ayrı askeri kontrol noktası, ordunun İstanbul'u tamamen kuşattığını gösteriyordu. Bodrum katındaki evlerinde radyoyu açtıklarında ise Kenan Evren'in o meşhur bildirisiyle karşılaştıklarını, yönetime el konulduğunu öğrendiklerini ifade ediyor.

İşkence dolu 95 gün ve sakat kalan parmaklar

Tutukluluk sürecinde maruz kaldığı işkenceler, Bağcı'nın hayatında kalıcı hasarlar bıraktı. ETKO davası kapsamında yargılanan Bağcı, o dönemde polislerin elektrikli işkence konusunda henüz deneyimli olmadığını ancak falaka, ağır darp ve hakaretlerin sistematik bir şekilde uygulandığını belirtiyor. İşkencelerin şiddeti o kadar fazlaydı ki, birçok arkadaşı yürüyemeyecek hale gelmiş, tuvalete gitmek için arkadaşlarının sırtında taşınmak zorunda kalmışlardı. Bağcı, yaşadığı fiziksel tahribatı ise şu acı gerçekle dile getiriyor: Tam 95 gün boyunca hastaneye götürülmedim. Nihayet doktora çıktığımda, ayak parmaklarımdan üçünün kırılmış olduğu ve yanlış kaynadığı tespit edildi. O parmaklarım hala sakat ve bu durum, o günlerin üzerimdeki fiziksel bir nişanesi olarak kaldı.

İdamların gölgesinde bir gençlik

Bağcı'nın anlattığına göre, o dönemde sadece fiziksel işkence değil, psikolojik bir yıkım da yaşanıyordu. Mustafa Pehlivanoğlu gibi arkadaşlarının idam haberlerini cezaevinde aldıklarını belirten Bağcı, toplamda 9 arkadaşlarının 12 Eylül döneminde idam edildiğini hatırlatıyor. Kendilerine yöneltilen Esir Türkler Kurtuluş Ordusu suçlamasının, aslında 1975 yılında düzenlenen bir protesto yürüyüşünden yola çıkılarak uydurulduğunu savunan Bağcı, dönemin yargı sisteminin nasıl bir kurgu üzerine inşa edildiğini gözler önüne seriyor. 12 Eylül'ü gerçekleştirenlerin Genelkurmay içerisindeki Amerikancı paşalar olduğunu iddia eden Bağcı, demokrasiye olan inancını ise Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin değerleri üzerinden tanımlıyor. En kötü demokrasinin bile en iyi ihtilalden daha değerli olduğunu savunan Bağcı, 15 Temmuz'un ise farklı bir dinamik taşıdığını belirterek, Türkiye'nin demokrasi yolculuğundaki zorlu virajları kendi hayat hikayesi üzerinden özetliyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız