Burdur'un köklü esnaflık kültürünün yaşayan temsilcilerinden biri olan 74 yaşındaki Orhan Leblebici, dedesinin 1930 yılında kapılarını açtığı dükkanda yarım asrı aşkın süredir şekerleme ve ceviz ezmesi imalatı yapıyor. Çocukluk yıllarında adım attığı bu küçük dükkanda çıraklıktan kalfalığa, oradan da ustalığa uzanan bir hayat hikayesi inşa eden Leblebici, bugün sadece bir esnaf değil, aynı zamanda bölgenin kültürel mirasını omuzlarında taşıyan bir isim olarak öne çıkıyor. 2026 yılının Ahisi seçilerek bu kadim geleneğin temsilcisi unvanını alan Leblebici, mesleğini dördüncü kuşak olan evladına devretmeye hazırlanırken, zanaatkarlığın geleceği konusunda derin bir sitem taşıyor.
Bir asra yaklaşan lezzet mirası
Leblebici'nin dükkanı, sadece bir ticaret noktası değil, aynı zamanda Burdur'un yöresel lezzetlerinin korunduğu bir müze niteliğinde. Ceviz ezmesi gibi geleneksel ürünleri, dedesinden öğrendiği reçetelere sadık kalarak hazırlayan usta, ürünlerinde şeker, irmik ve ceviz dışında hiçbir katkı maddesi kullanmadığını vurguluyor. Bugün kilosunu 440 liradan satışa sunduğu bu özel lezzet, sadık müşterileri sayesinde varlığını sürdürüyor. Ancak Leblebici için asıl mesele, bu lezzeti üretmekten ziyade, bu zanaatı devralacak yeni ellerin yetişmemesi. Yıllar içerisinde kendi bünyesinde yetiştirdiği çırakların birçoğu kendi iş yerlerini açarak mesleğe devam etse de, günümüzde yeni bir çırak bulmak neredeyse imkansız hale gelmiş durumda.
Zanaatın önündeki en büyük engel: Hazıra konma arzusu
Ahilik geleneğinin temelinde yatan eline, beline ve diline sahip olma düsturunu hayatının merkezine koyan Leblebici, günümüz gençliğinin çalışma disiplininden uzaklaşmasından şikayetçi. Gençlerin iş öğrenme motivasyonundan ziyade, kısa yoldan yüksek kazanç elde etme arzusunun mesleki eğitimi baltaladığını belirten usta, yaşadığı hayal kırıklığını şu sözlerle dile getiriyor: Bir çırak adayı dükkana geldiğinde ne iş yapacağını, hangi incelikleri öğreneceğini sormak yerine doğrudan ne kadar maaş alacağını soruyor. Bu durum, sadece bizim mesleğimizin değil, Türkiye'deki tüm küçük ölçekli zanaat kollarının kanayan bir yarası haline geldi. Emek vermeden, ter dökmeden kazanma isteği, geleneksel esnaflık kültürünün önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Ahilik geleneği bir yaşam biçimidir
Bin yılı aşkın süredir Anadolu topraklarında varlığını sürdüren Ahilik teşkilatının, dünyada eşi benzeri olmayan bir dayanışma ve ahlak sistemi olduğunu ifade eden Leblebici, bu mirası kendi imkanları dahilinde yaşatmaya kararlı. Kendisinden sonra dükkanı devralacak olan oğlunun varlığı, bu tarihi dükkanın ışığının sönmeyeceğine dair tek tesellisi. Ancak usta, toplumun genelinde zanaata karşı oluşan bu ilgisizliğin bir an önce önüne geçilmesi gerektiğini savunuyor. Çalışıp üretmenin, alın teriyle bir şeyler ortaya koymanın hazzını unutan yeni neslin, geleneksel mesleklerin değerini anlaması için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğine inanıyor. Leblebici, dedesinden devraldığı bu kutsal emaneti, son nefesine kadar aynı titizlikle korumaya ve gelecek kuşaklara aktarmaya devam edeceğini belirtiyor.