Gaziantep'in tarihi çarşısının derinliklerinde, modern dünyanın hızına inat duran bir zaman makinesi gibi işleyen iki metrekarelik bir dükkan bulunuyor. Bu küçük alanda, 65 yaşındaki saat ustası Servet Özkörükçü, tam 56 yıldır mekanik saatlerin hassas dişlilerine hayat veriyor. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte dükkanının kapısını açan Özkörükçü, her bir saati adeta bir cerrah titizliğiyle inceliyor. Onun için saat tamirciliği sadece bir meslek değil, çocukluk yıllarından beri süregelen bir yaşam biçimi ve zamana karşı verilen bir sadakat sınavı niteliği taşıyor.
Mekanik saatlerin son ustalarından biri
Mesleğe 1970 yılında amcasının yanında çırak olarak adım atan Özkörükçü, kalfalık ve ortakçılık dönemlerinden geçerek bugün kendi dükkanının sahibi oldu. Mekanik saatlerin karmaşık dünyasında yetişen usta, günümüzde pilli saatlerin tamirini de başarıyla gerçekleştirse de gönlü her zaman o eski, tıkırtısı duyulan mekanik saatlerden yana. Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte geleneksel zanaatların birer birer yok olmaya yüz tuttuğunu gözlemleyen Özkörükçü, bu kadim mesleği ayakta tutabilmek için büyük bir özveriyle çalışmaya devam ediyor. Ancak bu çaba, günümüzün dijitalleşen dünyasında bazen yalnız bir mücadeleye dönüşüyor.
Çırak bulamamanın burukluğu
Özkörükçü'nün en büyük üzüntüsü ise mesleğini devredecek bir çırak bulamaması. Genç neslin artık bu tür zanaatlara ilgi göstermediğini, çocukların ellerinde telefonlarla vakit geçirmeyi tercih ettiğini belirten usta, geleceğe dair endişelerini dile getiriyor. Kendi ailesinden veya çevresinden kimsenin bu işi öğrenmek için kapısını çalmadığını ifade eden Özkörükçü, zanaatın geleceğinin karanlık olduğunu vurguluyor. Ona göre, bir zanaatı yaşatmak sadece teknik bilgi aktarımı değil, aynı zamanda o işe duyulan tutkuyu da yeni nesillere aşılayabilmekten geçiyor, ancak bu teşvik artık ne yazık ki karşılık bulmuyor.
Küçük dükkanda büyük bir huzur
İki metrekarelik dükkanının kendisine yettiğini söyleyen Servet Özkörükçü, iş modelini sadece tamir üzerine kurduğu için bu dar alanda bile ayakta kalabildiğini belirtiyor. Satış yapmadığı için dükkanın fiziksel sınırlarının bir engel teşkil etmediğini, gelen saatleri özenle tamir edip sahiplerine teslim etmenin kendisine büyük bir mutluluk verdiğini ifade ediyor. Bir devlet memuru kadar yüksek kazançlar elde etmese de, geçmişte yaptığı yatırımların güvencesiyle mesleğini huzurla icra ediyor. Yıllardır saatlerini ona emanet eden müdavimler ise, ustanın işçiliğinden ve emeğinden son derece memnun. İsmail Karakaya gibi sadık müşterileri, eski ustaların küçücük tezgahlarda bile yarattığı bu büyük emeğin, günümüzün seri üretim dünyasında eşsiz bir değer taşıdığını dile getiriyor.