Pandemiyle birlikte milyonlarca insan "şehirde mi yoksa doğada mı yaşamalıyım?" sorusunu kendine sordu. Gökhan ve Gül Akyol çifti bu soruyu sadece sormakla kalmadı, 3 gün içinde eşyalarını toplayıp Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın beldesine yerleşti. Bugün kendi topraklarında organik çilek yetiştirip Ankara’da 20 yılda kazanılamayacak huzuru ve ekonomik özgürlüğü burada bulduklarını söylüyorlar.
Betondan toprağa geçiş
Gül Akyol, 10 yıl boyunca güneş görmeden, sadece iş-ev döngüsünde yaşadığını anlatıyor. Ankara’daki hayatını "yaşadığımızı hissetmiyorduk" sözleriyle özetleyen çift, köye ilk geldiklerinde çevrelerinden "yapamazlar, dönerler" tepkisi aldı. Ancak onlar vazgeçmedi. Önce domatesle başladıkları tarım serüvenini, KOP desteğiyle çilek üretimine taşıdılar. Hatta bir sel felaketinde tüm emekleri sular altında kalsa da pes etmeyip bahçelerini yeniden kurdular.
Peki bu başarı ne anlama geliyor
Akyol çiftinin hikayesi, köye dönüşün sadece bir hayal olmadığını kanıtlıyor. Ankara’da yıllarca çalışarak birikim yapamayan çift, burada üç yılda kendi evlerini inşa edecek geliri sağladı. Üstelik bunu ilaçsız, tamamen organik yöntemlerle ve doğayla iç içe yaparak başardılar. Bugün çiftin bahçesindeki çilekler sadece yerel halka değil, gurbetçilere ve bölgeye yolu düşenlere de ulaşıyor.
Sırada ne var
Sorgun’daki bu üretim modeli, bölgedeki diğer çiftçiler için de örnek teşkil ediyor. Geleneksel buğday ve arpa ekiminin dışına çıkan Akyol çifti, toprağın doğru işlendiğinde şehirden çok daha fazla kazandırabileceğini gösterdi. Şimdi gözler, bölgedeki diğer üreticilerin de benzer organik tarım projelerine yönelip yönelmeyeceğinde. Doğal yaşamı profesyonel bir işe dönüştürmek, Anadolu’nun kırsalında yeni bir ekonomik kapı aralayabilir mi?