Ankara'da yıllardır süren ve hukuk dünyasında emsal teşkil edebilecek bir mülkiyet davası, 1993 yılından kalma sararmış bir mektubun ortaya çıkmasıyla bambaşka bir boyuta taşındı. 1956 yılında dünyaevine giren ve 46 yıl boyunca aynı hayatı paylaşan çift, 2002 yılında yollarını ayırma kararı almıştı. Ancak ayrılığın ardından geride kalan 655 parçalık devasa müzik aleti koleksiyonu, el yazması kitaplar ve çeşitli belgeler, yıllar sonra mahkeme salonlarında büyük bir hukuk mücadelesinin merkezine yerleşti. 2009 yılında hayatını kaybeden eski eşin ardından, koleksiyonun satılmak istendiğini öğrenen kadın, büyük bir emekle bir araya getirdiklerini savunduğu bu eserlerin yarısında hakkı olduğunu iddia ederek yargı yoluna başvurdu.
Geçmişin izleri mahkeme salonunda
Yerel mahkeme, süreci başından itibaren oldukça kısıtlı bir çerçevede değerlendirdi. İlk aşamada, 1992 tarihli bir özel anlaşmayı temel alan mahkeme, kadının eşyalar üzerindeki haklarından vazgeçtiği gerekçesiyle davayı reddetmişti. Ancak dosya Yargıtay'a taşındığında, yüksek mahkeme bu anlaşmanın boşanma sürecinde kaldığını ve davadan vazgeçilmesiyle hükmünü yitirdiğini belirterek kararı bozdu. Yerel mahkeme, ikinci yargılamada ise tanık ifadelerinin yetersizliğini ve koleksiyonun ortak oluşturulduğuna dair somut kanıt bulunmadığını öne sürerek talebi tekrar reddetti. Bu aşamada, davanın seyri, dosyada yer alan ancak bugüne kadar hak ettiği ilgiyi görmeyen belgelerin yeniden incelenmesiyle değişti.
Mektuptaki itiraf kilit rol oynadı
Yargıtay 11'inci Hukuk Dairesi, yaptığı ikinci incelemede mahkemenin göz ardı ettiği kritik belgelere dikkat çekti. Özellikle 11 Şubat 1993 tarihli, erkeğin kendi el yazısıyla kaleme aldığı ve imzasını taşıyan mektup, davanın seyrini tamamen değiştirdi. Söz konusu mektupta, binbir emek ve masrafla meydana getirilen kütüphane ve çalgıların yarı yarıya paylaşıldığının açıkça ifade edilmesi, koleksiyonun ortak mülkiyet statüsünü kanıtlar nitelikte görüldü. Ayrıca 1990 yılına ait bir vekaletnamenin de aynı yönde bilgiler içermesi, Yargıtay'ın koleksiyonun çiftin ortak emeği ve maddi katkısıyla oluşturulduğu kanaatine varmasını sağladı.
Hukuki mücadele mirasçılara kaldı
Yargıtay, yerel mahkemenin bu belgeleri ve tanık anlatımlarını bir bütün olarak değerlendirmesi gerektiğini vurgulayarak kararı ikinci kez bozdu. Yüksek mahkeme, kadının koleksiyona yaptığı katkının karşılığını maddi olarak talep edebileceğinin altını çizdi. Ancak bu uzun soluklu hukuk mücadelesinin en hüzünlü yanı, davanın taraflarının artık hayatta olmamasıydı. Karar metninde, davayı açan kadının da yaşamını yitirdiği bilgisi yer aldı. Şimdi gözler, koleksiyonun akıbetini belirleyecek olan Asliye Hukuk Mahkemesi'nin vereceği yeni karara çevrilmiş durumda. Yargıtay'ın bu kararı, evlilik birliği içinde oluşturulan değerlerin, boşanma sonrasında bile olsa, yazılı belgelerle desteklendiğinde korunabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi.