Çanakkale'nin Tevfikiye köyü sınırları içerisinde yer alan ve 5 bin 600 yıllık köklü bir geçmişe ev sahipliği yapan Troya Ören Yeri, dünya arkeoloji tarihinin en uzun soluklu kazı alanlarından biri olma özelliğini taşıyor. 160 yılı aşkın süredir devam eden bilimsel çalışmalar, bu kadim kentin her katmanında yeni bir hikaye barındırdığını kanıtlamaya devam ediyor. 2026 yılı kazı sezonunda gerçekleştirilen titiz çalışmalar, Troya'nın müzik tarihine dair bugüne kadar elde edilememiş çok özel bir bulguya sahne oldu. Arkeologlar, Arkaik Dönem olarak adlandırılan M.Ö. 8'inci yüzyıla ait tabakada, dönemin müzik kültürünü yansıtan kemikten yapılmış bir flüt parçası keşfetti. Bu keşif, Troya kazı tarihçesinde bir müzik aletinin gün ışığına çıkarıldığı ilk ve tek örnek olarak kayıtlara geçti.
Müzik tarihine ışık tutan tesadüf
Troya Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan, bulunan flütün arkeolojik önemine dikkat çekerek, Anadolu'nun genelinde çok daha eski tarihli kemik flüt örnekleri bilindiğini ancak Troya özelinde bu bulgunun bir ilk olduğunu vurguladı. Aslan, bu keşfin Homeros'un destanlarında betimlediği müzik kültürüyle olan bağını da değerlendirdi. Homeros'un yaşadığı ve destanlarını yazıya döktüğü kabul edilen 8'inci yüzyıla ait bir katmanda bu flütün bulunması, araştırmacılar için oldukça anlamlı bir tesadüf olarak nitelendiriliyor. Özellikle Odyssey filminin hazırlık sürecinde, sirenlerin şarkısı bölümü için 8'inci yüzyıla ait flütlerin deneysel olarak kullanıldığı biliniyor. Şimdi ise kazı alanından çıkan bu gerçek buluntu, destanlarda anlatılan atmosferin somut bir parçası olarak kabul ediliyor.
Kültürel mirasın nadide parçaları
2026 yılı kazı çalışmaları, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izinleri ve Geleceğe Miras Projesi kapsamında, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi adına İÇDAŞ'ın ana sponsorluğunda dört farklı alanda sürdürülüyor. Kazı ekibi, flütün yanı sıra İlk Tunç Çağı'na tarihlenen, 4 bin 500 yıllık insan biçimli bir idol başını da gün yüzüne çıkardı. Kent girişindeki bir yangın tabakasının içerisinde bulunan bu kültsel obje, 160 yıllık kazı geçmişinde benzerine çok az rastlanan nadir eserlerden biri olma özelliğini taşıyor. Prof. Dr. Rüstem Aslan, bu tür buluntuların Troya'nın farklı katmanlarındaki yaşam biçimini ve inanç dünyasını anlamak adına paha biçilemez veriler sunduğunu ifade etti.
Arkeolojide yeni bir sayfa
Troya'da gerçekleştirilen bu çalışmalar, sadece antik kentin fiziksel yapısını değil, aynı zamanda o dönemde yaşayan insanların sanatsal ve kültürel pratiklerini de gözler önüne seriyor. 160 yıllık bir süreçte ilk kez bir müzik aletine ulaşılmış olması, bölgedeki kazıların hala keşfedilmemiş ne kadar çok detay barındırdığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Arkaik Dönem'den İlk Tunç Çağı'na kadar uzanan bu buluntular, Troya'nın sadece savaşlar ve destanlarla değil, aynı zamanda günlük yaşamın incelikleriyle de dolu bir medeniyet olduğunu kanıtlıyor. Kazı çalışmaları, önümüzdeki dönemlerde de Troya'nın gizemli katmanlarını aralamaya ve insanlık tarihine dair yeni bilgiler sunmaya devam edecek.