İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, uluslararası arenada devam eden diplomatik süreçlere rağmen ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen askeri hamlelere karşı sessizliğini bozdu. Bekayi, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, bölgedeki gerilimi tırmandıran tarafların, kendi başlattıkları çatışmaların ardından mağduriyet algısı yaratmaya çalışmalarının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Özellikle müzakere masasında çözüm arayışlarının sürdüğü bir dönemde, bu tür saldırgan tutumların barışçıl çabaları sabote ettiğini belirtti.

Saldırıların gölgesinde kalan diplomasi
Dokuz aydan kısa bir süre içerisinde İran topraklarına yönelik iki ayrı saldırı düzenlendiğini hatırlatan Bekayi, bu eylemlerin sadece askeri değil, insani açıdan da ağır sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Sözcü, Minab ve Lamerd bölgelerinde yaşanan trajik olaylarda çocukların hayatını kaybettiğini, üst düzey liderlere yönelik suikast girişimlerinin gerçekleştirildiğini ve ülkeye uygulanan yaptırımların daha da ağırlaştırıldığını ifade etti. Ayrıca, 17 Haziran tarihinde imzalanan İslamabad Mutabakat Zaptı'nın da bu ülkeler tarafından hiçe sayıldığını belirterek, uluslararası hukukun sistematik bir şekilde ihlal edildiğini savundu.
Küresel kaosun faturası tüm dünyaya kesiliyor
Bekayi, ABD ve İsrail'in sergilediği hukuk dışı saldırganlığın sadece bölgesel bir istikrarsızlığa yol açmadığını, aynı zamanda küresel ekonomik güvensizliği de tetiklediğini dile getirdi. Dünyanın bu çatışmaların bedelini ağır bir şekilde ödediğini belirten sözcü, saldırgan tarafların küresel bir kaos ortamı yarattıktan sonra kendilerini mağdur gibi göstermelerinin büyük bir çelişki olduğunu vurguladı.
Sorumluluktan kaçış stratejisi
İranlı yetkili, saldırganı suçlamaktan kaçınan ve mağduru suçlu konumuna düşürmeye çalışan mevcut uluslararası söylemi sert bir dille eleştirdi. Bekayi, bu tür bir stratejinin sorumluluktan kaçmak için kullanılan bir kılıf olduğunu belirterek, bölgeyi ateşe verenlerin kendi eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmesi gerektiğini ifade etti. Saldırganlığın meşrulaştırılmaya çalışılmasının, uluslararası düzenin temel ilkelerine aykırı olduğunu yineleyerek, İran'ın bu haksız suçlamalara karşı duruşunu net bir şekilde ortaya koydu.