Ocak ayında yüzde 27 artışla net 28 bin 75 TL’ye çıkarılan asgari ücret, yüksek enflasyon karşısında hızla değer kaybetti. Market rafları, kira, ulaşım, faturalar ve temel ihtiyaç kalemleri çalışanların bütçesini sıkıştırırken, ücretlerin yıl ortasında yeniden güncellenip güncellenmeyeceği tartışması da büyüdü.
Ancak ekonomi yönetiminin mevcut çizgisi, ara zam beklentisini zayıflatıyor. Şu ana kadar temmuz ayında asgari ücrete ek zam yapılacağına dair resmi bir açıklama yok.
Bu da milyonlarca çalışan için basit bir anlama geliyor: Maaş sabit, hayat pahalı, ay sonu ise artık çok daha uzak.
Açlık sınırı asgari ücreti geçti
Tabloyu ağırlaştıran veri TÜRK-İŞ’ten geldi. Mayıs ayı araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 35 bin 174 TL’ye yükseldi.
Aynı dönemde net asgari ücret 28 bin 75 TL seviyesinde kaldı.
Aradaki fark yaklaşık 7 bin TL.
Yani asgari ücret artık dört kişilik bir ailenin sadece mutfak masrafını bile karşılamaya yetmiyor. Kira yok, fatura yok, ulaşım yok, okul yok, sağlık yok; sadece gıda hesabında bile maaş ekside.
Yoksulluk sınırı ise 114 bin 576 TL’ye çıktı. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 45 bin 488 TL olarak hesaplandı. Bu rakamlar, asgari ücretin artık sadece düşük ücret değil, doğrudan geçim krizi başlığı altında tartışılması gerektiğini gösteriyor.
İlk 5 ayda alım gücü eridi
TÜİK’in mayıs ayı verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 32,61, yılın ilk beş ayındaki artış ise yüzde 16,61 oldu. Bu tablo, ocakta belirlenen ücretin daha yılın ortası gelmeden ciddi biçimde eridiğini ortaya koyuyor.
Basit hesapla, 28 bin 75 TL’lik asgari ücretin yıl başındaki alım gücünü koruması için mayıs itibarıyla yaklaşık 32 bin 700 TL seviyesine çıkması gerekiyordu.
Bu da asgari ücretlinin cebinde yılın ilk beş ayında yaklaşık 4 bin 600 TL’lik bir alım gücü kaybı oluştuğu anlamına geliyor.
Rakamların soğuk diliyle söylersek tablo bu. Sokağın diliyle söylersek: Ocakta alınan maaş, hazirana aynı maaş olarak gelmedi. Adı aynı kaldı, gücü düştü.
Temmuz zammı bekleniyor ama sinyal zayıf
Asgari ücrette ara zam beklentisi özellikle sabit gelirli çalışanlar arasında güçlü. Çünkü memur ve emekli maaşlarında temmuz ayında enflasyon farkı gündeme gelirken, asgari ücretlinin yıl sonuna kadar aynı maaşla devam etmesi büyük bir gelir adaletsizliği tartışması yaratıyor.
Buna rağmen mevcut açıklamalar ve ekonomi yönetiminin yaklaşımı, asgari ücrette düzenlemenin yıllık periyotla yapılacağına işaret ediyor.
Şu aşamada temmuz ayında ek zam yapılmasına yönelik resmi bir takvim açıklanmış değil. Bu da beklentiyi diri tutsa da ihtimali zayıflatıyor.
Ara zam isteyenlerin en güçlü argümanı ise basit: Enflasyon yıl içinde yaşanıyorsa, ücret de yıl içinde korunmalı.
Çalışanın hesabı başka, ekonomi yönetiminin hesabı başka
Ekonomi yönetimi açısından ara zam, enflasyonla mücadele programı ve işveren maliyetleri nedeniyle riskli görülüyor. Ücret artışının fiyatlara yansıyacağı, maliyetleri artıracağı ve enflasyon beklentilerini bozabileceği savunuluyor.
Çalışan açısından ise tablo çok daha sade.
Kira beklemiyor. Market beklemiyor. Fatura beklemiyor. Çocuk masrafı beklemiyor. Ama maaş yıl sonunu beklemek zorunda bırakılıyor.
Bu nedenle asgari ücret tartışması artık sadece “kaç lira zam yapılacak?” sorusundan ibaret değil. Mesele, çalışanın yıl içinde yoksullaşmasına göz yumulup yumulmayacağı meselesine dönüştü.
Sendikalardan ara zam baskısı
Asgari ücret, emekli aylıkları ve düşük maaşlar için ara zam talebi sendikalar ve emek örgütleri tarafından da daha yüksek sesle dile getiriliyor. Çalışan kesim, yılın ilk yarısında yaşanan fiyat artışlarının ücretlere yansıtılmasını istiyor.
Özellikle açlık sınırının asgari ücreti geride bırakması, ara zam talebini daha görünür hale getirdi.
Çünkü artık tartışma “refah payı” tartışması değil. Çalışanlar lüks değil, temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir ücret istiyor.
Asıl soru: Bir maaş kaç gün yetiyor?
Asgari ücrete temmuzda ara zam yapılıp yapılmayacağı henüz net değil. Ancak net olan bir şey var: Mevcut asgari ücret, resmi ve sendikal verilerle ortaya konan geçim maliyetinin gerisinde kaldı.
Açlık sınırının 35 bin TL’yi, yoksulluk sınırının 114 bin TL’yi aştığı bir tabloda 28 bin TL’lik ücretin “geçim ücreti” olarak savunulması giderek zorlaşıyor.