Konya Emniyet Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren ve halk arasında kurbağa adamlar olarak bilinen su altı polisleri, yaz aylarının gelmesiyle birlikte baraj ve göletlerde artış gösteren boğulma vakalarına karşı teyakkuzda. Görevlerini her an icra etmeye hazır bir şekilde sürdüren ekipler, sadece Konya'da değil, Afyonkarahisar, Aksaray, Isparta ve Karaman gibi çevre illerde de meydana gelen boğulma olayları ve sel felaketlerinde aktif rol alıyor. Dokuz yıl önce kurulan Su Altı Grup Amirliği, profesyonel eğitimlerini zorlu su koşullarında gerçekleştirerek, vatandaşların güvenliğini sağlamak için sürekli pratik yapıyor. Ancak tüm bu çabalara rağmen, son bir buçuk ay içerisinde Konya'da üç, Karaman'da ise bir olmak üzere toplam dört ayrı boğulma vakasına müdahale etmek zorunda kalmaları, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Görünmez tehlikeye karşı hayati uyarılar
Su Altı Grup Amiri Başkomiser Hakan Özdemir, boğulma olaylarının genellikle sanılanın aksine sessiz ve çok hızlı gerçekleştiğini belirterek vatandaşları dikkatli olmaya davet ediyor. Özdemir, boğulmanın el sallayarak veya bağırarak yardım istenen bir süreç olmadığını, çoğu zaman fark edilmeden yaşandığını vurguluyor. Bu tür acı olayların önüne geçmek için atılması gereken ilk adımın doğru yer seçimi olduğunu ifade eden Başkomiser, baraj, gölet ve sulama kanallarının yüzmek için asla uygun olmadığını hatırlatıyor. Sadece cankurtaran hizmeti veren, uyarı levhalarıyla donatılmış ve güvenliği dubalarla sınırlandırılmış plajların tercih edilmesi gerektiğini belirten Özdemir, su kenarında bulunabilecek can simidi, ip veya uzun bir değnek gibi basit yardımcı aparatların bile hayat kurtarıcı olabileceğini ifade ediyor. Hatta acil durumlarda, içi boş bir plastik şişenin bile su üstünde tutunmayı sağlayarak kazazedeye atılabilecek en pratik kurtarma aracı olabileceğine dikkat çekiyor.

Profesyonellerin bile çekindiği sular
Son dönemde yaşanan vakaları analiz eden Başkomiser Hakan Özdemir, trajik olayların genellikle çok basit ihmaller veya anlık kararlar sonucu meydana geldiğini belirtiyor. Yaklaşık on gün önce Altınapa Barajı'nda yaşanan olayı örnek gösteren Özdemir, balık tutmak için baraj kenarına gelen bir vatandaşın, uzaktan kumandalı yemleme aracını kurtarmak isterken hayatını kaybettiğini hatırlatıyor. Profesyonel su altı polislerinin bile görüş mesafesinin sıfır olduğu, dip yapısı balçık, yosun, eski misinalar ve kesici ağlarla dolu bu sularda çalışırken büyük risk altında olduğunu belirten Özdemir, yüzmeyi az bilen vatandaşların bu sulara girmesinin çok daha büyük bir tehlike arz ettiğini vurguluyor. Gerektiğinde ekipmandan veya av malzemesinden vazgeçmenin, insan hayatını her şeyin üzerinde tutmanın en temel kural olduğunu ifade eden uzmanlar, küçük tedbirlerin büyük acıların önüne geçebileceğini bir kez daha hatırlatıyor.

Sınırları aşan bir görev bilinci
Su Altı Grup Amirliği'nin sorumluluk alanı sadece Konya ve çevresiyle sınırlı kalmıyor. Türkiye'nin herhangi bir noktasında meydana gelen boğulma vakalarında, Koruma Daire Başkanlığı'nın yönlendirmesiyle ekipler ülkenin dört bir yanına intikal edebiliyor. Geçmişte Karadeniz'deki sel felaketlerinde, Doğu Anadolu ve İzmir'deki depremlerin ardından yaşanan tsunami gibi büyük afetlerde görev alan ekipler, tecrübelerini her geçen gün artırıyor. Bu yıl boğulma olaylarına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla okullarda, alışveriş merkezlerinde, fuarlarda ve kent meydanlarında yoğun bir bilgilendirme çalışması yürüttüklerini belirten Başkomiser Özdemir, vatandaşların bu uyarılara kulak vermesinin hayati önem taşıdığını belirtiyor. Su güvenliğinin basit ama disiplin gerektiren kurallara dayandığını yineleyen ekipler, yaz sezonu boyunca baraj ve gölet çevrelerinde denetimlerini ve eğitim faaliyetlerini aralıksız sürdürmeye devam edeceklerini ifade ediyor.




